İstanbul’da Bisikletle İşe Gitmek Mi?

Neden olmasın…

Olamayabilir. İstanbul yedi tepeli şehir malumunuz. Çok tepeler altındaysanız olmaz. İstanbul’da yaşamak da çalışmak da zor; işiniz evinize çok uzaktır, olmaz. Amaaaa olur da iş ve eviniz arası yokuşsuz olur, siz de istekli olursanız olmayacak iş değilmiş. Ben de iddia ediyorum ki denerseniz mutlu olursunuz.

Bir süre ara vermiş olduğum iş hayatına geçen hafta itibari ile geri döndüm. Yani bir buçuk haftadır her gün yeni bir yere gidiyorum. Bundan bir önceki işime de, zaman zaman evden çalışmış olmam haricinde, yürüyerek – hatta Bro Bey‘le birlikte yürüyerek – gidiyordum. Aklımın bir köşesinde bisiklet hep vardı da işte yokuşlar falan…

Şimdi ev ve iş arası bisiklete gayet uygun. Ha, İstanbul’un genel olarak bisiklete uygun olmasına, Türkiye’de yaşayan insanların bisiklete alışmasına daha çok var maalesef ama bu kısma çok da takılmamak lazım. Gelecek nesillerin işini kolaylaştıralım, istiyorsak azmedip kendimizi mutlu kılalım.

Bugün itibari ile işe başlayalı 8 iş günü oldu ve ben ilk günüm dışındaki tüm günlerimi ulaşımımı bisikletle sağlayarak geçirdim.Doğaya, İstanbul havasını bisiklete uygun devam ettirdiği için sonsuz teşekkür ediyorum. Rotam Feriköy – Balmumcu. Aşağıya, güzergahımı çizmeye çalıştım.

Feriköy - Balmumcu Bisiklet Rota

 

Bu güzergah 5 km. Evden sonraki ilk 500 metresinde hafif rampa var,  Gayrettepe girişi biraz rampalı, bir de iş yerinin olduğu sokak çok dik. Onun dışında çok düz, çok temiz… Ha “temiz” derken, “yokuşsuz” diyorum sadece, baş düşmanlarımın listesini yapacağım ama öncesinde bisikletle işe gitmenin nasıl bir şey olduğunu açıklamaya çalışayım.

Bir kere, özellikle sabahları “pamuk” gibi oluyorsunuz. Ben buna pammık gibi diyorum : ) Hani, masaj yaptırmak gibi diyeceğim, açıkçası ondan da öte bence. Masaja o kadar para vermeye değmez yani (geçmişte ısmarlayan kişi ve kurumlar sağolsun)… Sabah uyanınca Bro’yu gezdiriyor, sonra da kahvaltı yapmadan yola koyuluyorum. Su içmeye dikkat ediyorum, zaten içerim, severim suyu. İşe gidince üstümü değiştirip kahvaltı yapıyorum. İşte o dakikalar mis gibi oluyor. Bedenim gevşemiş, kafam açılmış… Akşamlar çok az da olsa farklı tabi. Ben kahve severim, bol kahvenin de diriltirken yoran bir etkisi oluyor üzerimde. Tabi bir de günün genel yorgunluğu olunca sabahki etkinin aynısını beklemek saçma. Rahatlama ve endorfin etkisini yine üzerimde hissediyorum ama sabahki kadar olmuyor. Bu arada sigara içen bir insanım. Bisikletin sigaranın yarattığı fiziksel etkileri azalttığını da görebiliyorum. Zihinsel faydaları da var tabi, mesela işten normal saatinde çıkacaksam, sonlara yakın canım sigara istese de içmiyorum. Basacağım pedalları düşünüp kendimi tutuyorum : ) Bisikletin sabah yarattığı fiziksel rahatlığın akşamki karşılığı daha çok zihinsel. Hani şu iş hayatıyla özel hayatın ister istemez iç içe geçen hali var ya; işte eve bisikletle dönerseniz kafanızı büyük oranda boşaltabiliyorsunuz.

İnsanlar Türkiye’de bisiklet kullanımına alışık değil. Nedenlerini saymaya bile gerek yok. Durum bu olunca sorular da aynı oluyor hep; “trafikten korkmuyor musun?” “yorulmuyor musun?” “ne kadar sürüyor?”

Sırayla cevaplayayım; trafiğin durumuna göre süre 25 dakika ile 40 dakika arasında değişebiliyor. Bazen araçlar bir nevi anlaşma yapmış gibi sürekli önünüzde duruyor falan. Trafikten her zaman korkmak lazım bence. Korkup sürekli tetikte olmak lazım. Bu yaya olsanız, motorlu araç olsanız da değişmemeli, çünkü trafik kurallarıyla değil, bir nevi kafa kurallarıyla ilerliyoruz. Daha önce İstanbul’da araç kullanmış olmanın ve bu işi yaparken de gözlemci olmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Dexter’ın tarif ettiği gibi bir “lizard brain” sahibi olmak lazım. Hangi denyo nereden çıkar, “sinyal vermiyor ama bence dönecek”, “bu herif soluna bakmadan trafiğe dahil olacak” gibi önseziler geliştirmek faydalı. Sıkça sorulan son soruya cevabım da “hayır, yorulmuyorum”. Bu iş şöyle ilerliyor, eğer hiç kondisyonun yoksa başta yoruluyorsun ama kondisyonunun gelişmesi, eğer düzenli olarak devam ettiriyorsan, pek de uzun sürmüyor. Ben bisikletle işe gitme projesinin öncesindeki 3 ayda sürekli yürümüştüm. Ama ciddi yürümüştüm. Galiba bunun da yardımı oldu. İlk iki gün biraz zorlandım ama 3. sabah mis gibi uyanmıştım ve sonraki günlerde bariz bir şekilde yorulmamaya başladığımı gördüm.

Şimdi azılı düşmanlarımı sıralama bölümüne hızlı bir giriş yapmak istiyorum.

Biiiiir yayalar! Evet yayalar, bazen bisikletten inip sizi dövmek istiyorum. Siz, kaldırım kalabalık diye yoldan yürüyenler, araba sesi gelmiyor diye yola bakmayıp karşıdan karşıya geçmek için hızla yola atlayanlar, gözünün içine bakarak zil çalmama rağmen kenara çekilmeyenler. Kafalarından ne geçtiğini tam olarak anlayamıyorum ama bugüne kadar beni trafikte en çok ve en sık zor durumda bırakanlar yayalar oldu. Bazen kızıp “kaldırım” diyorum, bazen çok kızıp “kaldırım amk” bazen de gülüp “ölürsün” diyorum…

İkiiii motorlar…Motorlu kuryeler ve yemek siparişçileri. Her daim uzaylı istilasından kaçar modda araç kullanmaları gerektiğine inanan bu değerli insanlar. Nereden çıkacakları belli olmuyor, ters yönden gitmek onlara hiç garip gelmiyor. (Benim de ters yönde gittiğim bir kesit var maalesef ama ya çok yavaş ilerliyorum ya da kaldırım çok kalabalık değilse oradan gidiyorum). İşte lizard brain dediğim şeyi en çok bu arkadaşlar için kullanıyorum. Gözüm sürekli çevrede bir yerlerden çıkabilecek motorlarda. Bir de özellikle trafik yoğunsa fakat aralardan kaçacak yer varsa ara ara ayakta sürüp çevremdeki motorların yerini tespit ediyorum. Faydalı oluyor.

Son olarak da araçlar…Ama özellikle lüks araçlar. Neden böyle oldukları üzerine bir takım tespitlerim var. Kendilerini çok yargılamak istemiyorum ama bariz bir şekilde “param var, istersem trafiği satın alırım, o halde neden şimdiden benimmiş gibi davranmayayım” kafasında hareket ediyorlar. Şaşırtıcı bir şekilde ortalamada araçlar (araba, otobüs, minibüs pek fark etmiyor) beklemediğim kadar ve diğer arabalara karşı olmadıkları kadar dikkatli davranıyorlar. (Tişikkürler arkadaşlar).

Bence imkanlarınız el veriyorsa siz de deneyin…Sizin için bu sabah bir fotoğraf çekecektim ama hafiften geç kalmış olduğum için unuttum. Özellikle, “kedi bile geçemesin” hırsıyla yanaşan bir araba fotoğrafı sözüm olsun size :) Onun yerine aşağıdaki görsellerle bitiriyorum. Bisikletli Ulaşım Platformu’nun Instagram hesabından aldım bunları…Faydalar belki canınızı istetir…Diğer görselde ise şunu diyor; “tam bir şerit işgal edebilirim panpa, aş bunu, al kafana” demeye getiriyor ki ben çok sevdim çünkü Karayolları Trafik Kanunu bisikletli halimle beni taşıt olarak tanımlıyor ve bu hakkı bana veriyor. (Yani, yukarıda bahsettiğim saftirik yayalardan birini ezersem kusurlu da olmayacağım)

Yukarıdaki güzergahta kırmızı kasklı bir bisikletli görürseniz o benim, selamlaşalım :)

get over it full lane bisikletin faydaları

 

 

 

Reklamlar

İstanbul’da Bisikletle İşe Gitmek Mi?” üzerine bir yorum

  1. Süper! Bizim ilçe için eski renolar ve bisikletliler şehri denir ama malesef büyüdükten sonra bisiklet kullanma hakkı yalnızca erkeklere ait oluyor :/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s