her sarkana asılmayacan – bölüm 2

hikayenin ilk bölümü için şöyle buyrun

Beklentilerin altında bir gece geçiriyoruz. Cenk’le Serkan çıkalı daha bir saat olmadan kapı deliğinde anahtarın sesi duyuluyor. Akıllardan “ekiplerden hangisi başaramadı?” sorusu geçiyor. Ben içimden “Cenk” diye atıyorum, kimin geldiğini tutturursam, cüzdan mevzusunu 7 güne varmadan çözeriz… Falcı özentisi takıntılar bunlar diye aklım iyice başka yerlere kaymışken Serkan’ın sesi geliyor; “Pazartesi’ye kaldı…” Bazal of çekiyor. Murat, “abi sus” dediğimden beri susuyor. Bu çocuk garip bir şekilde beni ciddiye alıyor. Aslında pek bir şeyi ciddiye almaz. Sessizliğini bozup “içeri buyur” diye bağırıyor. Şu ses yükselmesi olayına nasıl kılım anlatamıyorum. Serkan salona giriyor, “bakamadı” diyor. Murat “bana da açıklayın abi şunu” diye isyankar bir çıkış yapıyor. “Bankacı arkadaşın nasıl bulacak kızın nerede yaşadığını? ”

giphy

Serkan, yarısından çoğu boş olan üç koltuğa oturmaktansa gelip önümde halıya çöküyor. Elini bana doğru uzatıp, “olacak gibi gelmişti, içimde kaldı” diyor. Sigarayı uzatıyorum. Devam ediyor. Sanki gelip bana hikayeler anlatmaları için barter yapıyoruz. Düşününce istemsiz gülümsüyorum.

Murat’a dönüyor, “abi hatırlarsın, eskiden bizim TC kimlik numarası diye bir şeyimiz yoktu. İşte her şeyin başı o numaralar oldu. Devlet bir nevi “abicim bunlar da gittikçe artıyor hakikaten, benim bunları düzenli takip etmem lazım” dedi ve hepimize birer numara verdi. Sonra, bizle ilgili toparlayabildiği bütün bilgileri bu numaraya kaydetmeye başladı. Böyle düşün”. Murat “düşünüyorum abi, seninleyim” diyor. Serkan’ın tam arkasında kalan duvarda “PROFESYONEL” yazıyor. Serkan’ın kafasının tam üstüne denk geliyor, doğru yere yani. Gülümsüyorum. Murat bana dönüp; “abi sen kedi gibisin, hani kediler böyle boşluğa bakar ya, tırsarsın lan bu neye bakıyor böyle dikkatle diye, işte sen de bazen boşluğa bakıyor ve gülümsüyorsun. Kedi gibi ama tam değil. Kedilerin olayı başka” diyor. Gülümsetiyor şerefsiz, “neymiş abi kedilerin olayı?” diyorum. “Madagaskar’a gidip çözücem inşallah” diyerek sırıtıyor. Bundan bahsediyorum, bu adam hiç bir şeyi ciddiye alıyor görünmüyor. Serkan verilen kısa arayı barterdan payına düşeni köklemekle geçirmiş oluyor ve biz susunca Murat’a doğru anlatmaya devam ediyor. “İşte abi, devlet verdi mi sana bir numara, sonra başladı mı senle ilgili bilgileri toparlamaya, başladııııı. Nüfus bilgilerin zaten adamda var, ilk neyi ekler dersin?” “Neyi ekler abi, ne bileyim, ben devlet gibi düşünemiyorum ki” diyor Murat. Bazal’dan uzunca süre sonra ilk kelimeleri duyuyoruz, “seninle gurur duyuyorum”… Uzun süredir konuşmadığı için söylerken sesi tizleşiyor, taşak geçmek için söylediği şey duygusal bir anlama bürünüyor, kopuyoruz, of çekip sigaraya uzanıyor.

weeds-intro-o

Serkan devam ediyor. “Adresine, tabi abicim. Çünkü istediği zaman seni bulmak, bulabilmek istiyor. Böylece eskiden muhtarlarda yarım yamalak olan adres bilgilerini toparlayıp bir sistemde saklamaya başlıyor”. V harfini vurgulayarak içimden “devlet” diyorum. -let kısmını da özellikle sert söylüyorum. Benim kafamda bu kelime böyle ses buluyor. “Bir de düşün bakalım, başka kim seni aradığında, lazım olduğunda bulabilmek ister?” diye soruyor Serkan. Murat “annem” diye öylesine cevap veriyor. Serkan sırıtarak “banka” diyor. “Çünkü canım, bankaya borç takman muhtemeldir”. “O da para satmasaymış abicim” diyor Murat. Bir şeye sövmemiz gerektiğinde, Murat’ı birinci yazıyoruz. Serkan olayı toparlıyor, tam bir profesyonel gibi. “Abi işte, bankalar, sana gönderdiği borç kağıtları yasal adresine gitsin ki bizzat parayı alması gerektiğinde seni hem bulabilsin hem de ‘sökül paraları, seni kaç kere uyardım’ diyebilsin diye para karşılığında devletin bu sistemine erişim alıyor”.

“Her şey para” diye sayıklıyorum. Serkan “o kısmını boşver” diyor. Yine analitik yine pozitif; “onun yerine, biz para kazanmak için ne satmalıyız, onu düşün” diyor. Murat kalkıp seksi dansını yapmaya başlıyor. “Bedenlerimizi satalım” konulu sözleri, ‘give yourself to dance’e uyarlayıp, dansediyor. Bu adamda saçma zamanlarda ortaya çıkan bir enerji var. Bu heriflerin hepsinde bir acayiplik var zaten, denk gelişimizi sorgulatan bir durum bu. Ben düşüncelere dalmışken evin salonu ufaktan kaotik bir hal alıyor. Ortada dans eden bir adam var, Serkan sigarayla haşır neşir, duvara bakıyor, kesin “ne satalım?” diye düşünüyor.

giphy2

Bazal. Bazal’a bakıyorum ve bir anda yaşadığı stresi ilk kez anladığımı fark ediyorum. Biraz kendime kızıyorum. Çok geyik yapıp üzerine gittim mi diye düşünürken Serkan’ın elinden sigarayı alıp Bazal’ın yanına geçiyorum. “Şöyle yapalım Bazal, bunu bir oyun gibi düşün, ya da ne bileyim, karma hah, karma deneyi yapıyoruz diye düşün. Abi senin kötü bir niyetin yoktu değil mi? Zaten sen kötü niyetli bir insan da değilsin. Şimdi, karma çalışıyorsa bu olay çözülür. Sıkıntı yaşanmadan çözülür” deyip tatlı tatlı sırıtmaya çalışarak “merak etme, hapislerde çürümene izin vermeyeceğim” diye ekliyorum. Yüzünü iyice bana çevirip yavaşça şöyle diyor; “abi, ben senin kedi gibi değil de, nasıl söylesem, hani kadınlarla erkeklerin farklı düşünce yapıları var ya, işte, senin kadın gibi düşünebilme yeteneğine sahip olduğunu düşünüyorum abi” diyor. “Gay olduğumu mu düşünüyorsun Bazal?” diyorum gülümsemeye çalışarak. Gülümseyemediğim için dudaklarımda gülümseme yerine gergin bir şey oluyor ve daha da geriliyorum, “hay sikeyim” diye geçiriyorum içimden. Herif benim gerçekten gizli gay olduğumu falan mı düşünüyor acaba? Düşünmüyorsa da şu gergin dudak hareketinden sonra düşünecek diye geçiriyorum içimden. Sonra kendimi yavaşlatıyorum. 15 senelik arkadaşım beni gay sanacak diye endişe ediyorum. Hayır, gay olmakla ilgili bir sorunum olduğu için de değil, olabilirdim de… Ona yavşadığımı düşüneceğinden korkuyorum.

oh-no-yes

Bazal sesini iyice alçaltarak “yok lan, fantastik gelecek, taşak geçeceksin diye söylemek istemiyorum ama ben senin adının kız adı olmasının sana böyle bir yetenek verdiğini düşünüyorum” diyor. Alaycı bir şekilde “Evet Bazalcım” diyorum. “Belki de evrimdir ha, adımın bana getirdiği sosyal dezavantajı ki hiçbir şey olmasa, ‘a Cemre kız ismi değil mi?’ cümlesini duymaya ve açıklama yapmaya harcadığım zaman yeterli bir dezavantaj bence, işte bu dezavantajı dengelemek için benim geliştirdiğim bir adaptasyon falandır ha?” diyorum. Böylece Bazal’ın kafası, bir süreliğine cüzdandan ve polisten uzaklaşmış oluyor.

Kaosa dönmüş salon ortamını Serkan’ın sesi toparlıyor. “İşte bankacı arkadaşım o sistemden kızın adresine bakacaktı ama” derken anahtar sesini bir kez daha duyuyoruz. Cenk hızlı hızlı içeri geliyor. “Gördünüz mü?” diyor. Bakışlarımız neyden bahsettiğini anlamadığımızı gösterince devam ediyor, “kanalın önünde gösteri vardı, içeri bile giremedim” diyor. Bazal “ne gösterisi be?” diyor. Cenk sırıtarak “abi şu İslamcı Örgüt var ya, işte onun destekçileri kanalı desteklemeye gitmiş”. Aklımdan “söz konusu taraflar zaten desteklenmeden de gayet iyi durabiliyorlar, niye gerek görmüşler ki desteğe acaba?” diye geçiriyorum. Bazal bir of daha çekiyor. Bana bakıp, “böyle olunca ben karmayı hiç anlamıyorum” diyor. “Çaktırma, ben de tam olarak ne olduğunu bilmiyorum” diyorum.

Biz laptopun başına toplanmış Twitter’a bakarken Cenk anlatmaya devam ediyor. “Kanala doğru yürürken bir uğultu duymaya başlamıştım zaten de aklıma gelmemişti. Bir gittim, ne bileyim, 100-150 kişi falan var kanalın önünde, tezahürat yapar gibi bağırıyorlar. Baktım tiplerine, “aha, here comes İslam” dedim. Murat, “ne diye bağırıyorlardı abi” diye soruyor, Cenk Murat’a bakıp gülüyor. “Abi, ‘Işid kötü değildir, kötü olsa duramazdınız’ diye bağırıyorlardı” diyor. Hepimiz kopuyoruz. Bazal bile gülüyor. Serkan bir video bulunca kafaları laptopa çeviriyoruz. Sakallı bir adam konuşuyor. Ekip adamı görünce bakışlarını bir an bana çeviriyor, çünkü sakallıyım, ciddi sakallı bir insanım. “Çok değerli devlet büyüklerimizin de belirttikleri gibi, bahsedilen örgüt ciddi miktarda destek toplayan…” diye devam ederken Serkan biraz ileri alıyor. “..kanalın da kanalın örgütle ilgili yaptığı haberlerin de arkasında duruyoruz” diye sözlerini bitirirken arkadaki uğultu belirginleşmeye başlıyor. Gerçekten de ‘Işid kötü değildir, kötü olsa duramazdınız’ diye bağırıyorlar. Fakat anlaması gerçekten çok zor. Tezhürat gibi ama sözlerle melodi tam oturmadığı için bazı heceleri uzatıyorlar. İstiklal Marşı’nı doğru seslendiremediğimiz için bazı cümlelerinin anlaşılmaz hale gelmiş olması gibi bir durum var ortada.  Kafalar Cenk’e dönüyor ve herkesin düşündüğünü Serkan soruyor, “abi sen nasıl anladın ya bunların ne diye bağırdığını?” Cenk gülerek açıklıyor, “dayının birine sordum, ne diye bağıracağız hacı amca?” dedim. Hacut cebinden bir kağıt çıkartıp Cenk’e uzatıyor, “al, toplaşırken dağıttılar bize” diyor. Tezahürat kağıtta yazıyor. Hepimizde bir hayal kırıklığı var ama yine de gülüyoruz. Bi’ gevşeklik geliyor üzerimize.

Ben, “o zaman sıradan devam edelim abi” diyerek Serkan’a bakıyorum. Serkan sazı da sigarayı da eline alıyor. “Modern zamanlarda her şeyin kaydı tutulduğu için arkadaş bakmaya çekindi” diyor. Bankada kimin neye ne zaman baktığının kaydı tutuluyor. “Çok mühim bir olay değil aslında bireysel bir hesabın bilgilerine bakmak ama olur da kızla ilgilenen bankacı arkadaş Cumartesi birinin baktığını görüp kıllanırsa iş büyür diye Pazartesi bakayım da çok göze batmasın dedi” diyor. Cümlenin uzunluğu yüzünden nefes nefese kalıyor haliyle. Murat atlıyor, “anlamadım, kız için mi endişelenirmiş bankacı” diyor. Serkan gülerek cevap veriyor, “yok abi kendi müşterisine başka bir bankacı ürün satacak diye endişelenir” diyor. Murat “vay anasını” diyor. Yine gülüyoruz. Bazal, “kabus gibi bir Pazar beni bekliyor yani” diyor. Murat elini uzatıp Bazal’ın yanağını okşuyor; “merak etme hacut, ben seni Madagaskar’la oyalayacağım, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksın” diyor.

Adam ne zaman Madagaskar dese kafamda bir şarkı beliriyor. Kalkıp speaker’ın düğmesine basıyorum.

– 2. bölümün sonu – 

Reklamlar

her sarkana asılmayacan – bölüm 2” üzerine 4 yorum

    1. Bi dakkaaaa. Kafan güzel okuma durumu gibi hafif de olsa yanıltıcı olabilecek bir değerlendirme değilse ÖZGÜR ne diyosun :) İstifa eder sadece yazarak yaşarım. Sana okutmak da beğendirmek de zor. Geribildirimlerinin devamını bekliyorum :)
      Şimdi bi zafer turu atayım ofiste :)) Kalkmışken kahve de alırım ;)

      1. Haha yok gayet acik bi bilincle okudum. 3. bolumun ciktigini goremeden, 4 de cikmis. Onlari da okucam :) Zor begendigimi bildigin icin geribildirimimi onemseyecegini tahmin etmistim yazarken. :) Bence dogru yoldasin, aynen devam ;)

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s