her sarkana asılmayacan – bölüm 4

bir önceki bölüm için buyrun

ilk bölüm için böyle buyrun

Şöyle bir kural var, Murphy’ninkilerden mi, değil mi emin değilim. Ben kısaca ‘gelirse üst üste gelir’ kuralı diyorum. İşin olursa daha da fazlası gelir, hayatına biri girmiştir, eş zamanlı senle ilgilenen insan sayısı birden artmıştır gibi gibi. Hayat tuhaf dedim, al işte daha da tuhaflaştı. Size anlatmadığım şeyler var. Evet. Sizinle her şeyi paylaşmıyorum. Ama şu anı anlamanız için, içinde olduğum anda hissettiklerimi anlamanız için bir şeyleri artık anlatmam gerektiğini hissediyorum.

2002

Serkan, Cenk, ben kapının dışında dikiliyoruz. Karşımızda Çağla, yanında Melek, adını az önce öğrendik. Melek’in elinde bir tabak, tabakta sütlü nuriye. Neyse, hızlıca bir özet yapayım ben size. Ama sütlü nuriye ve Melek dikkatimi çok dağıtıyor.

Biraz geriden alayım. İnsanlık için uzun olabilecek, benim için çok da uzun olmayan bir süre önce çok önemsediğim biri gitti. Bu gidiş beni çok etkiledi. Tahmin edersiniz, aşk hikayesiydi. Tabirimi mazur görün bayağa götü başı dağıttım anlayacağınız.

Endişelenmeyin, Ayşegül’le beraber hallettik. Önce benim götü başı neden dağıttığımı, neden tam o dönem, o hikayede dağıttığımı çözdük. Beklediğimden kısa, bir ömür için uzun bir süre bunun üzerinde çalıştık. Dikkat çekmeden duramam, başka şeylere de çalıştık. İnsandan neler çıkıyor inanamazsınız. Mesela bir yandan da hızlı ve fazla düşünüyor oluşum üzerinde çalışmak zorunda kaldık. Hiçbir güç beynimi durduramıyordu maalesef. Açıkçası düşünmek ve hatta fazla düşünmek sıkıntı. Bazal’ın duvara Madagaskar haritası kondurmadan önce duvarda beliren kelimeleri hatırlıyor musunuz? Onlar benim düşüncelerimi yavaşlatmak için kullandığım alet edevattı aslında. Düşüncelerim hızlandığı anda son kelimede durduğumu düşünün. O düşünceye dair düşünmek istediğim ama düşünmemem gerekenleri onları en iyi ifade ettiğini düşündüğüm kelimeye kapatıp duvara yapıştırıyordum. Ayşegül’ün de kim olduğunu böylece anlamışsınızdır.

Bu süreç size anlatmadıklarımdan biriydi. Artık bir takım ipuçları elde ettiğinize göre, eğer dinlediyseniz neler anlattığımı, şu anki kafa karışıklığımı anlayabilirsiniz bence. Size güveniyorum. Beni yalnız bırakmayın.

Bir de Murat’la beraber Madagaskar’a gitmeye karar vermiş olmam var. Bunu da size söylememiştim. Büyük olayları, özellikle bana da büyük geliyorsa söyleyemem. Ne kadar çok insan bilirse, gerçekleştirmem o kadar zor olacak gibi gelir bana. Hiç kimseye söylemedim. Biletimi almış bavul hazırlama zamanımın gelmesini bekliyordum.  Murat manyağı gibi bir ömürlük gitmiyorum. Bir iki sene, belki de sıkılırsam üç beş ay takılır dönerim. Çok şeyle uğraşıp çok şey çözdüm şu anlattığım süreçte. Uzaklarda dinlenmek istiyorum. Ama şu an, tam da şu an, Melek’le tanıştığım 5 dakika öncesi itibariyle bir durdum açıkçası. Bu kadar tesadüfe direnmekte zorlanıyorum. Falcı özentisi takıntılar diyorum ya, işte ona geliyoruz yine. Tamam, beni kendimi savunmak zorunda bırakmayın.

Çağla’yla polise gidip gitmediği konuşuluyor. Tüm bunlara sebep olan cüzdan sonunda Çağla’nın, sahibinin, olması gerektiği kişinin elinde. Kırmızı ipimsi şey sarkıyor. Aklıma Bazal geliyor, gülümsüyorum. Gülümseyince çaktırmadan Melek’i kesmek geliyor aklıma. Göz göze geliyoruz. Hafif kızardım mı? Serkan yine olayı çözmüş, anlatılanları hiç unutmuyor bu herif. Melek’in “anime gözlü” olduğunun farkında. Ya işte, bir de adının Melek çıkması değil mi? Değil diyemeyenleriniz var işte. Bunların tümü tesadüf olamaz. Yani olabilir de o zaman da bunların bir anlamı olmalı. İlk tepkim Madagaskar’a gitmekten vazgeçmeyi düşünmek. Gaza geliyorsun diye geçiyor aklımdan.

Serkan: “yarın akşam bize kahvaltıya gelin. Cemre’nin akşam kahvaltıları meşhurdur” diyor.

Aklımdan “Serkan yaktın beni” diye geçiyor. Kahvaltı hazırlamak sorun değil, yanlış anlamayın. Sorun daha fazla Melek görmek.

Arafta kalmış gibi hissediyorum. Serkan’a çemkiresim var ama adamlar benim gitme kararı aldığımı bilmiyorlar daha. Eve dönüş yolunda kafam bunlara benzer düşünceler arasında sekip duruyor. Eve dönünce Serkan Bazal’a durumu özetliyor; Çağla cüzdanı çalındı diye polise gitmemiş, yani büyük ihtimal kimse Bazal’ı aramıyor. Haber memleket hafızasında silik ve gereksiz bir şey olarak kalacak. Yarın akşam Çağla ve Melek kahvaltıya gelecek diye bitiriyor sırıtarak. Bazal’ın keyfi yerine gelir gibi olunca hemen “oooo neler oluyor?” diyor manidar bir tonlamayla.

“Ebenin…” diye geçiriyorum içimden. Öfkem kimeyse. İsyanım sana değil kendime.

Serkan, “Cemre’nin Pazar günü fırına giderken görüp bize anlattığı melek vardı ya, anime gözlü, Çağla’nın ev arkadaşıymış ve ismi Melek’miş hakikaten” diyor ve ekliyor; “şu adamın koltuktan doğru düzgün kalmıyor oluşuna rağmen hayatına giren olaylara hayret ediyorum”. Bazal bana bakıyor. Bazal sürece hakim. Kafasından geçenleri tahmin edebiliyorum. Endişelendiğimi düşünüp benim için endişeleniyor. Gözlerimle “endişe yok Bazal, kafa karışıklığı var” demeye çalışıyorum. Kısmet artık…

Odama geçip eşyalarımı toplamaya başlıyorum. Bavul toplamak, düşünmek için güzel bir aktivite. Bavul toplamak bir sanat. Mecazi bir paralellik düşündüğünde, düşüncelerini de toparlayıp paketliyorsun. En kötü boşaltırım bavulu. Son günlerde ne çok şey oldu. Kendime her türlü cayma hakkını veriyorum.

Bazal kafasını kapıdan uzatıyor. İki gözümü aynı anda kırpıp “gel abi” hareketi yaparken bir elimle de 1 saniye hareketi yapıp şarkının üçüncü dakikasından sonrasını dinliyorum. Saniyeler sürüyor ama en güzel kısmı.

Şarkı bittiği gibi konuşmasına izin vermeden ben başlıyorum;

“Korkma, kendimi kötü hissetmiyorum. Sadece kafam karışık. Çok tepki verme, Madagaskar’a gitmeye karar vermiştim, biletimi aldım. Ama Melek’i kapıda gördüğüm anda kafamın karışacağını anlamıştım zaten. Sıkıntı yok. Çok kalmayı da planlamıyordum bu arada.

Geçen gece söylediğin kadın gibi düşünebilme yeteneğimi hatırlıyor musun? Onu düşündüm. Annem verdi o yeteneği bana. Anlatmış mıydım sana? Biz babamla senelerce “bir de şöyle” diye dalga geçtik ama annemin tuhaflığı sağ olsun. Kafam karışık ama bu da zaman zaman güzel. Abi olay şu, sana bile anlatmadım muhtemelen. Biraz absürt bir aile içi durum bu. Şimdi annem bana hamile ve benim erkek olduğum belli oluyor tamam mı. Annemin bir arkadaşı anneme diyor ki; “sen kadınların ‘vay be ne anneler var, ne adamlar yetiştiriyor’ diyeceği bir adam yetiştireceksin”. Annem alıyor gazı. Ama bunu nasıl yapacağına dair çok da fikri olmadığı için diyor ki neden benim gibi de düşünebilmesi için uğraşmayayım…Sonrası işte bizim evde babam ne zaman bana bir şey söylese, “o sürahiyi oraya koyma düşer”den, “kızlarla aran nasıl”a kadar her konuda, annem babamın sözlerini “bir de şöyle düşün” diye başlayan karşıt görüşlerle tamamladı. Biz bunu o kadar geyiğe vurmuştuk ki, ben neler olduğunu ancak sen bana durumu fark ettirince anladım açıkçası”

diyorum. Bir solukta. Maşallah bana. Bazal yavaşça yatağın kenarına oturup;

“Eee, ne zaman gidiyorsun?” diyor.

“Çarşamba” diyorum. İki gün sonra…

– 4. bölümün sonu-

 

sonraki bölüm 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s