madagaskar dramı – idil’in olayı

Resepsiyonumsu, resepsiyonimsi…İkincisi sanki Illuminati gibi oldu. Resepsiyonu sulandırmayalım, ciddi bir müessese sonuçta. Bakmayın, adı sanı biraz böyle artist ama işlevi büyük. Koca binaların gelen giden trafiğini yönetiyor. Yönetmeseydi ne olurdu düşünelim mi? Mesela kulağında kulaklık kendini kaptırmış çalışıyorsun. Ziyaretçin gelmiş, resepsiyon olmadığı için haliyle sana kimse haber vermemiş. Daldığın için başka yerde olan dikkatini çekmek adına omzuna dokunursa ne olur? Vallaha o konsantrasyonla bu ani hareket muhtemelen senin her anlamıyla kabaca altına sıçmana neden olacaktır. O yüzden resepsiyonun önemini bil. Mesela ben şu an önünde bekliyorum ve bekleme sürem bence uzadı ama bu duruma tepki göstermiyorum. Elçiye zeval, resepsiyona atar olmaz.

tumblr_o2uty4y0dr1rwc5sbo1_500

Hop, bak giriş kartımı aldım, koşar adım turnikelerden geçip asansöre yetişiyorum. Dört asansörden soldan ikinci denk geldi. Tam çıkarken yakaladım. İçeride insan varmış. Hay allah. Yalnız çıkıp, asansörün vazgeçilmezi aynada tipime doya doya bakamayacağım. İyi günler. Yarım ağız iyi günler cevabı. Peki cınım. Bak iki gün sonra yanı başındaki boş koltuğa oturan ben olurum, her sabah günaydın demek zorunda kalırsın. Sen beni hatırlamazsın ama ben hatırlarım. Hatırlamam demek günün birinde hatırlatacağım demek. Ne yapayım. Kendim hatırlayınca illa ki hatırlatıyorum.

Beşe basmış, ben ona gidiyorum. İyi, o indiğinde kimse binmezse beşşş kat yalnız yolculuk. Zamanımız olsa yalnızlığa serenat yazardım ama sadece 10 katlık zamanımız var. Hop. Asansör duruyor. Hop elektrik kesildi. Hop, hay allah, iş görüşmesine gelip asansörde kalan ilk salak olabilir miyim? Şimdi geç kalmış sayılır mıyım?

Soluk da olsa asansörün içinde ışık yanınca yanımdakini fark edip irkiliyorum. Aslında bu “yanındakini hatırlamak” olmalı ama işte insan beklemediği bir durumla karşılaşınca kafası karışıyor.

2003

“Asansör durup ışıklar gidince korkmadın ama ışık geldiğinde beni görünce korktun?”

“Ona irkilmek deniyor. Kaçıncı katta kaldık?”

“Ne fark edecek?”

Ukala mıdır nedir sorgulayıp duruyor. Sorguyu bu kadar abartacak bir samimiyetimiz de yok ama, uzatıyor, ilginç. Bence kafa bulandırmacayı hak ediyor.

“Elektrik kesildiği için kaldık. Gelmezse bizi kol gücüyle çekmeleri gerekecek. Ne kadar aşağıdaysak o kadar zor olacak. Mesela sen asansörde olmasaydın asansör beşinci katta durmak üzere hareket ediyor olmayacaktı. Dolayısıyla hızı daha yüksek olacaktı ve aynı sürede ben, tek başıma, bu da kolay çekilmek için ayrı bir neden, daha yukarıda bir yerde olacaktım. Kısacası senin şu an yadsıyamadığım varlığın olmasaydı, ben daha hızlı buradan çıkacaktım.”

“Yadsınamayan varlığıma lanet ettiğim benim de olur ama bence olan biteni bu kadar çok dramatikleştirme kafanda. Spekülatif hale getiriyorsun. Binanın jenaratörü var. Muhtemelen birazdan devreye girecek. Kol gücü hikayeni unutabilirsin yani. Seni çeken yine teknoloji olacak ve merak etme teknoloji seni de beni de içinde bulunduğumuz ağır kutuyu da rahat rahat çeker.”

“Etkilendim doğrusu. Uzatmayacağım.”

“Yerinde bir hareket olur”

“Asansörde kalmış bir bünye için fazla ukalasın ”

“Normalde değilim aslında. Selam. Seni daha önce görmedim.”

“Yok görmedin, iş görüşmesine gelmiştim. Herhalde gelmiş sayılıyorum ya. Değil mi? Asansörde geçirdiğin süre geç kalma olarak sayılmaz?”

“Sayılmaz. Hem de şöyle bir avantaj sağlar; görüşmeyi yapacağın kişi kıl bir tip olsa da konuşacak bir şeyin var artık.”

“Doğru” diyorum, biz gülüşürken asansör hareket ediyor. Kahkahaları gülümseyemeye çevirip, hareket etmekte olan asansördeki iki yabancı pozisyonumuza geri dönüyoruz. Ama ben bunu unutmam.

“İşi kabul etmesen de bana ulaş bence” diyor yine büyük bir özgüvenle kartvizitini uzatırken. Hepsi o kadar ani oluyor ki almamak seçeneği aklıma bile gelmiyor. Bunu sonradan, ya onu bir daha göremeseydim diye düşündüğüm zamanlarda aklımdan geçiriyorum. Neyse ki o an hiç düşünmeden elimi uzatıp alıyorum.

Sonradan düşündüğüm şeylerden biri de o gün asansörde Serkan’ın ortalama özgüven tarzının dışına çıktığı. Bunu ona sorduğumda, “o dönem içinde bulunduğum durum, o an kafamın hafif güzel olması, asansörde olmanın yarattığı garip tanıdıklık hissi ve sen daha asansöre bindiğin anda bu hatunla tanışmam gerek demiş olmam” diye açıklıyor.

O gün beşinci katla onuncu kat arasını aynaya bakarak değerlendirmeyi unutuyorum.

giphy

– 1.bölümün sonu – 

 

 

 

 

Reklamlar

madagaskar dramı – idil’in olayı” üzerine 2 yorum

  1. Tüm öyküyü veremez misin? Sabırsızlanıyorum.
    Hatta unutuyorum ikinci yayınlanana kadar… Vallahi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s