ötekileştiren vs. ötekileştirilen

Bir süredir hiç rüya hatırlamıyorum. Nedeni var, REM uykularım derin. Velhasıl rüya görmeyen insan yok, çünkü rüyalar gündelik hayatımızda olup bitenleri, REM sırasında  işlemeye çalışan beynimizin bir nevi artıkları.

Cumartesi günü hem hatırlıyor olmamla hem de içeriğiyle beni hayrete düşüren bir rüyayla uyanınca anladım ki yazmalıyım. Yazarak masaya yatırıp, orada bırakmalıyım.

Bu “ötekileştirmek” olayı insan evladının değişik bir icadı. Bir süredir kelimeye hepimiz aşinayız çünkü ötekileştirme olayını toplumsal boyutta ele almak zorunda bırakıldık. Peki özel hayatlarımızda hiç ötekileştik ya da ötekileştirdik mi? Nedir ötekileştirmek?

Ben çok ötekileştirildim (anne ben ötekileştirildim;)) 16 yaşıma gelip kendi aldığım bir kararla şartlarımı değiştirene kadar periyodik olarak ötekileştirildim :) Biraz da bu nedenle, ötekileştirme üzerine rahatlıkla ötebileceğimi düşünüyorum, bir nevi hak görüyorum kendimde.

Ötekileştirmeyi ben şöyle tanımlar ya da özetlerim; bir insana bir etiket takmak ya da bir insanı kendi uygun gördüğün ifadelerle tanımlamak, sonrasında o insanla seni bir araya getiren duruma bağlı ilişkiyi ve bu ilişkiyi oluşturan öğeleri o etiket çerçevesinde şekillendirmek. Uzun oldu biliyorum, kendim üzerinden örneklendirerek açıklayarak anlatacağım.

Babamın mesleği askerlik(ti). Askerlerin sınıfları var, benimki jandarma. Jandarmalar eski haliyle kısaca dağdan taştan sorumlu askergillerden. Bu da sık sık görev yerlerinin değişmesi gibi bir durum yaratıyor çünkü memleketin neredeyse her ucunda görev almalarını gerektiren bir yapıları var. Ben de bir jandarma bebesi olarak 15 yaşıma kadar 9 farklı şehirde yaşadım, 7 okul değiştirdim. Bir de bunun genel diyebileceğimiz bir paterni vardı, memleketin Doğusu ve Batısı arasında mekik dokuyorduk. Yani Doğu’daysak bir sonrakinde Batı’da bir şehre geçiyorduk.

Memleketimizin en temel kırılımının bu eksenlerde kaldığını düşünürseniz kafanızda bir takım öngörüler oluşacaktır. Ben, bu eksende gidip geldiğim süre boyunca şu döngüyü yaşayıp durdum; Batı’da “nakil”dim, Doğu’da “asker çocuğu”. “O ne ya?” diyorsanız, şöyle anlatabilirim galiba. Çoğunluğu düşünün, muhtemelen siz de onlardan birisiniz. Nasıl oldu sizde? Okula başladınız, 5 sene boyunca aynı sınıf arkadaşlarıyla araya giren yazların ardından buluşup yeni tura başladınız. İlkokul bitti, ortaokula başladınız, bazılarınız dönemin gözbebee “Anadolu Lisesi”ni kazandınız, 7 sene boyunca oraya gittiniz geldiniz ya da daha gençseniz ortaokulu bitirdiğinizde, liseye başka bir yerde başlayıp, bitince üniversiteye gittiniz ya da gitmediniz, kısaca okul olayını bitirmiş oldunuz.

Bende olay şöyle gelişti; ilkokula başladım, bitirdiğimde her bir seneyi farklı şehir ya da okulda okumuştum. Beni affetsinler, hiçbir öğretmenimin adını hatırlamıyorum :) Oha demeyin, abim ilkokulu bitirdiğinde altı farklı okulda okumuştu, rekor ondadır. İşte “nakil” denilen insan bu okullara bizim gibi sonradan gelenlerdi. Etiket yani. Doğu’da “nakil” diye tanımlanmazdım çünkü sosyal koşullar sonucu daha baskın bir özelliğim vardı; “asker çocuğu”ydum.

Verdiğim ötekileştirme tanımında etiket ya da başkasını kendi ifadenle tanımlamak kısımlarına denk gelen kavramlar “nakil” ya da “asker çocuğu” kelimeleri. Şöyle düşünün, adınızı bilmiyorlar ama sizi anlatmak istediklerinde “nakil gelen kız” diyorlar. “Ha Zeynep demişler ha nakil ne fark eder?” diyor musunuz? İki şekilde fark ediyor aslında; birincisi herkesin kendini ifade eden, kendine özel bir adı varken, bulunduğu toplulukta bu adla tanınır anılırken, sizin yok. Bu, bir kere sizi sözkonusu topluluktan ayrı bir yere koyuyor zaten. Çünkü farklı tanımlanmış oluyorsunuz. İkincisi, “nakil” sözcüğünün elbet bir anlamı var ve kullanıldığı konsepti düşündüğünüzde kendi anlamına ek “alt anlamlar/notlar” taşıdığını görüyorsunuz. “Nakledildi, bizim gibi gelmedi.”

Ötekileştirme tanımımdaki “ilişkiyi bunun üzerinden kurmak, şekillendirmek, bu tanıma dayalı hareket etmek” kısmını da örneklendireyim. 12 yaşındayım, ortaokul hazırlık. İlkokul 5’i Tunceli’de bitiriyor, Anadolu Lisesi’ni kazanıyorum (çohönemli) ama babamın tayin senesi ve İzmir’e taşınıyoruz. İzmir’in incisi Bornova Anadolu Lisesi’ne başlıyorum. Veletler ilkokul birde çalışmaya başlamış, BAL’ı kazanmış; ben “hop” tepeden iniyorum, çok ters köşede kalıyorum. Bir gün bakıyorum herkesin velisi okulda, benim dünyadan haberim yok. N’oluyor diye soruyorum, cevap veren yok. Sonra bir arkadaşım utana sıkıla açıklıyor; “veliler nakilleri ayrı bir sınıfta toplamak için örgütlendi”. Haydaa. Sene 95, Nazizmin Zombisi İzmir’i teğet geçiyor ;)

Okul ve şehir sayısı ondalıklara doğru giderken bendeki ötekileştirilme hikayeleri artıyor. Mesela ortasonda “İzmirli” olarak anılıyorum, halbuki İzmir’li falan değilim :) “O zaten İzmir’li” dendiğinde mesela önerme kendi kendini öldürmüş oluyor :) Lisebirde yine okul değiştiriyorum; bu sefer ortam iyice karışık. İlk defa ötekileştirilenler çok kalabalık çünkü yatılı kısmı olan bir anadolu lisesine geçmişim ve o sene 17 Ağustos yaşanmış. İmkanı olan çocuğunu Ankara’ya göndermiş. Onlar “depremzede” denilerek ötekileştirildikleri için benim kendi tanımımı kendim yapma şansım doğuyor :) Tipimi yabancı gören öğretmenler beni kaldırıp “depremzede misin sen?” diye sorduğunda gururla “hayır, nakilim ben” diyebiliyorum :)

 

Ötekileştirilme böyle oluyor işte. Başıma daha önce geldi, tanıyorum yani :) Ama çocukluğum bundan ibaret değil tabi ki, sakın üzülmeyin :) Kendini ötekileştirme dalgasına kaptırmayan ya da sonradan kurtaranlarla çok iyi ilişkilerim oldu. Sonra yine tayinimiz çıktı, buraya üzülebilirsiniz, ağlaşarak ayrıldık :)

Lisebir de bittiğinde hop bir tayin daha. Eh, ben artık baymışım gerçekten. Ben liseyi burada bitireceğim, siz gidin diyorum. Sonrası üniversite, nakil makil yok, ortam babamın mesleğini ters köşede bırakacak bir yer değil. Ben de böylece periyodik ötekileştirilme döngümden kurtulmuş oluyorum.

Velhasıl hayat dediğin sürprizlerle dolu sosyal bir orman değil mi? Benim için şu günlerde öyle vallaha. Denk geliyor, 16 yaşımda vedalaştığım ötekileştirilmeye alışmışlık halim aşağı yukarı 16 sene sonra adeta bir deja vu gibi karşıma çıkıyor :)

Yeri geldi bence, başlığın “ötekileştirilen” tarafını açıklayayım. Ötekileştirilene neler oluyor? Ben mesela hayvana dönüştüm :D “Bukalemunumsu homo sapien” gibi bir şey çıktı benden. Sürekli yer değiştiriyor olmak adaptasyon yeteneğimi geliştirdi. “Ötekileştiriliyor muyum ayol?” diyecek halim de yoktu zaten :) Girdiğim ortamlara hızlı alışmayı öğrendim, ötekiyim, değilim kısmına takılmadım. Yer değiştirmek benim için tekrar eden bir durum olduğu için ayak uydurmak zorundaydım. Ama babasının mesleği nedeniyle değil de mesela tek bir kez yer değiştirip ötekileştirilen bir bireye hiçbir şey olmayabileceği gibi pek çok şey de olabilir diye tahmin ediyorum. Zaten bireyi ötekileştirmek için onda bir değişiklik beklemek de gerekmiyor. Her bireyin kendisi için bir takım tanımları zaten var, dışarıdan yapılan tanımlar illa ki o birey üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki yaratır önermesi anlamsız. Ötekileştirmek, tanım yapmakla kalınca çok sorun olmuyor da, o tanım üzerinden dayatmalar başladığında sıkıntı büyük olabiliyor. Ne demek bu mesela? Atıyorum, mesela devletin bir grup insanı “Alevi” olarak tanımlaması ve bu tanım üzerinden ibadethanelerini tanımama şeklinde bir politika izlemesi. Bence örneklemeye yetecek kadar güzel attım ;)

Ben başlıktaki durumun “ötekileştirilen” tarafını anlatmaya çalıştım. Ötekileştiren tarafını da elimden geldiğince düşündüm. 16 yıllık çılgın serüvenimde beni ötekileştirenleri düşündüm. Kızamadım veletlere. İki nedenle kızamadım, birincisi gerçekten velettik sonuçta. Yetişkinliğin getirdiği bir takım değerlendirme yetilerinden yoksunduk. İkincisini de bu haftasonu fark ettim, beni ötekileştiren çocuklar ailelerinden bu yönde mesajlar alıyorlardı. Bornova Anadolu örneğini anlattım, velinin kafası böyle çalışıyorsa çocuk ne yapsın? Doğu’daki durum daha duygusaldı, ortada sıcak savaş var resmen, asker çocuğu olmam çok şey ifade ediyor. Ama bir parantez açıp aileme teşekkür etmem lazım, bana bu toplumsal yara konusunda hep doğru mesajlar vermişler. Bizim evde hiçbir etnik köken, din, mezhep vs. ötekileştirilmedi. Mesela ortasonda bir erkek arkadaşım vardı, dayısı dağda gerillaydı ve durum bizim evde biliniyordu. Babam bana “kızım o çocuğun dayısı önümüzdeki yıllar içerisinde bir ihtimal benim ölümüme neden olabilir” demek yerine çocuğu akşam yemeğine çağırdı :) (Bir de üstüne yemekten sonra iki ergen bizi evde yalnız bırakmışlardı :o Teşekkür jestini silip süpürdüm mü? :))

Neyse, cıvıtmadan toparlıyayım. Ötekileştirilme durumu hayalet gibidir. Birden çok kişi tarafından gerçekleştirilir ve siz dönüp “kim yaptı uleeeyn bu tanımı bana, kim başlattı, ha?” diyemezsiniz. Deseniz de “ben ulan” diye atlayacak biri olacağını sanmıyorum. Zaten gördüğüm kadarıyla ötekileştirilmenin yetişkinlik halinde yüzünüze yüzünüze ötekileştirilmiyorsunuz, haberi geliyor veya gün içi hayat işleyişiniz etkileniyor ve siz nedenini ararken karşınıza “tanımlar” çıkıyor :)

Hal böyle olunca, başlığın ötekileştiren kısmını ikiye ayırmış oldum. Daha önce yaşadığım örneklerde kahramanlar çocuk olduğu için onları o çerçevede değerlendirdim. Bence makul. Yetişkinlik örneğine geldiğimde takıldım açıkçası. Nasıl değerlendireceğimi pek bilemedim. Şimdi bu kadar ötmüşken, “ötekileştiren”i tanımlarsam, ötekileştirme tuzağına düşebilirim. O yüzden sorularla son veriyorum bu yazıma ;)

  • Ötekileştirmenin amacı ne? Ötekileştiren buna nasıl başlıyor? Neyi elde etmek için yapıyor?
  • Amacıyla araçları orantılı mı? (Bir benzetmeyle anlatmaya çalışayım. Hatırladığım kadarıyla modern devletler düzeninde savaşla ilgili temel kurallardan biriydi; saldırma ihtiyacı duyduğunda, saldırmak için yeterli gördüğün durumların oluştuğuna inandığında, kullanacağın araçlar (tank, füze gibi düşünebilirsin) amacınla (karşı devletin yaptığı hareketi durdurmak olabilir mesela ya da o devletin varlığını kendine tehdit olarak görüp devleti ortadan kaldırmak da olabilir teorik olarak) ne kadar orantılı? Durum aslında çok keskinleştirirsek şunun gibi “arkadaş, tek derdim bana saldırmasın” derken sınır ihlali yapan uçağı düşürmek gibi bir savunma planı mı geliştiriyorsun yoksa atom bombası atmayı falan mı tasarlıyorsun?)
  • Amacı ve araçları arasındaki bu oranı, ötekileştirme eylemine devam ederken ne kadar sorguluyor, tekrar değerlendiriyor?
  • Ötekileştirirken durması gereken bir yer olduğunu düşünüyor mu? Kendince haklı bulduğu nedenler bir yerde bitecek ve ötekileştirmeyi bırakacak mı yoksa bir alışkanlık haline getirip artık ilişkisini onun üzerinden kurmuş olacak ve hep sürdürecek mi?
  • Son soru; “Maslow‘un piramidinin tabanı neyine yetmez”. Şarkısı da bu ;)

 

” Yazının görseli ne alaka?” diyenlere gelsin;

Çirkin ördek yavrusu masalını biliyor musunuz? Benim çocukluğumdan, annemin bana okuduğunu hatırladığım masallardan biri. Yanılıyor da olabilirim, belki de kendim okuyordum çünkü bana hep Kırmızı Başlıklı Kız’ı anlattıklarını, masal bitince anlatanı alıkoyup “bir de ben anlatacağım” diyerek aynı masalı baştan kendim anlattığımı anlatırlar. Hahaha tipe bak :) Galiba ben konuşmaya başladığımdan beri anlatmayı seviyorum ;) Neyse, bu masalı iyi bilirim yani. Yumurtanın başına gelen tuhaf olaylar sonucu olsa gerek, ördeklerin arasına bir kuğu karışır. Bu tip, yumurtadan çıkınca sürüdeki ördeklere farklı geldiği için ördekler bunu dışlar, alay eder, ötekileştirirler :) Velhasıl kahramanımız büyür ve kuğu olduğu ortaya çıkar. Haftasonu hatırladığım şeylerden biri de bu masal oldu. Yok yok, kendime kuğu demiyorum, ötekileştirilmiş hissetmeme neden olanlara ördek diyorum :) Ötekileştirdim mi? Yok bence yapmadım, ördek tanımı üzerinden kimseyi değerlendirmeyeceğim, ilişkimi buna dayalı kurmayacağım :)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s