madagaskar dramı – lalettayin*

önceki bölüm

portakalda vitamin

Ev çığlık çığlığa. Arka fonda “No habra nadie en el mundo” çalıyor. Arabesklerdeyiz ama Türkçede değiliz. Galiba sıkıntımızı tam olarak anlayamamış olmamızı anlayamadığımız acıklı şarkılar dinleyerek aşmaya çalışıyoruz.

Harika.

Önce Çağla’yı öttürelim, bana sıra gelirse benden de bahsederiz. Bakarsınız Çağla’dan bahsederken beni de geçmiş oluruz. Bugün konumuz yine hayat bilgisi, konumuz insan. İnsanlık ölmediyse, biz de insan olmalıyız. Muhtemelen yaşadığımız sıkıntılar da bundan.

Sehpadaki sigarayı önüme doğru iterken, surat ifadesine ek olarak el kol hareketleriyle de cansıkkınlığını göstermiş oluyor.

“Öt” diyorum.

“Ötesim yok” diyor.

“Başlasan devamı gelir, Olmamış Bademim, anlat bakalım. Ne oluyor? Top sahalara mı döndü?”

Kafasını kaldırmadan dik dik bakıyor bana. Kızdığının ben olmadığını biliyorum. Dev bir pişkinlikle karşılıyorum bakışlarını. Biliyor. Bildiğimi biliyor. Bana kızmadığını bildiğimi biliyor. Kendisine kızdığını anladığımı biliyor mu? Emin değilim. Anlarız.

“Tamam, başla hadi. Clementine demeyeceğim”.

“Deme”

“Tamam” diyip susuyorum. Doğru yerden giremedim bir türlü. “Ne zaman kızdın?” diyorum birden. Doğru yerden giremedim ya, ortasına atlamaya karar verdim demek ki…

“Taze mi onu anlamaya çalışıyorum. Tazeyse ona göre davranacağım”

“Hiç anlamadım”

“Taze kızgınlık tekin değildir. Gidip gitmeyeceğini, geçip geçmeyeceğini bilmezsin. O yüzden biraz beklemek gerekir. Belki de geçecektir. Kısadır hayatı, biter gider. Gelip geçici bir şey için konuşmaya değmez” diyorum. Vay anasını, ben bile şaşırıyorum söylediklerime, Çağla’nın suratındaki kafası karışmış ifade çok yerinde. Öyle güzel ki, soldaki renkli lambayla aynı karede çekip kaydedesim geliyor bu anı. Gözlerim refleksle telefonuma gidiyor. Çağla sakince takip ediyor hareketlerimi ama kafası bende değil. Faydalanıp çekiyorum fotoğrafını.

“Kafa karışıklığımı kaydettin” diyerek gülümsüyor.

Bu da bir şey. Uyaranları almaya başladığını, aramıza döndüğünü gösteriyor. “N’olmuş buna?” diye geçiriyorum içimden. İşte şimdi kızgınlığını ciddiye almam gerektiğini hissediyorum. Kızgınlıkların tazeliği konusundaki düşüncem baki.

“Yazdıklarımı okudum bugün” diyor.

“Yazdıklarımı mı dedin?” diyorum. Şaşırmak dediğin bazen sırayla işte.

“Ya evet, yazmak demeyelim, not aldıklarımı okudum. Senden esinlenip ufak bir defter almış, bir süredir hal, durum, hissiyatlarımla ilgili notlar alıyordum”

“Ee abi, ne kızdırdı seni yazdıklarında?”

“Anlamsız bir döngü gördüm orada”

“Ha şimdi güzelce, tane tane öt bakalım” diyerek sırıtıyorum. Ama döngü demişken bir şarkıyı açmadan duramıyorum. Bakalım sözkonusu döngünün ritmi bundaki gibi artıyor mu?

“Kaldığımız yeri hatırlıyor musun Melek? Hani ben Clem…Alp’e”

“Hah” diye kesiyorum tabi ki de sözünü. Bu tam oldu işte bence. “ClemAlp. Clementine çok uzundu zaten. Bir de bu saçma birleştirme Alp’in tuhaf yapısına uygun. ClemAlp olsun bence adı bundan sonra”

“Olsun” diyor. Bıkmış. Gülesim geliyor, gülmüyorum. Bıkmış ve canı sıkılmış. Sinirli bir bıkkınlık var üzerinde.

“Kiev Karambolu’mün sonrası. Ben ClemAlp’le çok güzel sevişiyorum ama bir türlü duygusal bir bağ kuramıyorum. İki günde bir de olsa bir hal hatır alamıyorum ve sıkılıp ‘bu ne allaaaa aşkına’ diyerek çıkıyorum oyundan”.

“Evet abicim, kendi degajını kendin dikmek diyorum ben ona”

“Ne diyorsun? Daha doğrusu neden öyle diyorsun?”

“Çünkü o hikayede, adamın kadını gereksiz yere ayağında sektirmesi gibi bir durum söz konusu. İşte o durumlara dayanamıyorum ben. Bana anlamsız geliyor. Orada artık birinin duruma müdahale etmesi lazım. Akmaz yoksa.”

“Katılıyorum abi. Deli oluyorum, deli. Anlatamam sana”

“Gerek yok anlatmana, görüyorum” diyerek sırıtıyorum.

Sinir bozukluğuyla sırıtarak devam ediyor. “Sonra ne oldu biliyor musun? A bir dakika, öncesinde hatırlatma; ne demiştim sana? Ayrılırken konuştuğu kadar iki günde bir konuşsaydı benimle, ayrılmazdık zaten. Neyse işte. Ayrılmak demek de saçma geliyor kulağıma, ilişskimsi demiştik zaten, ilişki diyemiyorduk”

“Aynen. Unutulacak gibi değil ki kızım, senin duygudurumlarını hesaba katmazsak komik bence bu konu. Söylesene, ne yaptı? Top sahalara dönmüş, belli. Boşladım seni son günlerde zaten. Ne yaptı da o top o sahaya yine girebildi?” diyorum.

“Benimle her gün konuşmaya başladı. Sabah kahvaltı yapıyorum, bir bakıyorum sağımda bitiyor” diyor. Duruyor ve ekliyor “iyi saatte olsunlar”.

Tutmayın beni. Gülmeye başlıyorum. Hadsizce gülüyorum, karnıma ağrılar girene kadar gülüyorum, kahkalarım sabahın bu ana kadarki garip kasvetini sıra dayağından geçiriyor adeta. Hunharca dağıtıyorum kasveti. “Lütfen bu kafada devam edelim mevzuyu konuşmaya Kıvırcık Badem, mevzu her neyse artık, çünkü helal olsun Clemalp’e, tuhaflığından ödün vermiyor” diye tamamlıyorum neşeli hallerimi. Hadsizce güldüm ama bir yandan da çaktırmadan Çağla’yı kestiğim için sinirler kontrol altında. O da gülüyor. Kayış artık kopmuş, demek ki endişelenilecek bir şey kalmadı.

“Böyle mi davrandı gerçekten, abartıyor musun?” diyorum.

“Vallaha Melek ben bu adamı 1 senedir tanıyorum, ilk defa benimle kahvaltı yaptı. Bilmiyorum ki, abartıyor muyum?”

“Hahahaha hayır ya, devam et”

“E bunun üzerine ben de kendi kendime dedim ki “benim istediğim bundan fazlası değildi zaten. Bakınız: revize edilmiş beklentiler. Neyse. Top sahaya böyle dönüyor yani, o iki kelam ediyor, ben de madem öyle diyip başlangıç vuruşunu yapıyorum. Cumartesileri gelirdi ya, bir Cuma, gelsene diyorum, geliyor ve Voila, al sana harika oyun”

“Ya sabır gerçekten”

“Gerçekten. Neyse Melek. Daha bir hafta olmadan yine aynı sallapati haller. ‘İyi misin?’ diye yazıyorum, cevap yok. İyi kelimesi 3 harf abi. Uyuyor muydun, uyandın eninde sonunda piç. Uyanılmayan versiyona ölüm diyoruz, bir helvaya bakıyor. Uyandığında o piremses parmaklarını oynat da 3 harfi de yazıver.  Ama yok”

“E abi, bir tepki vermedin mi?”

“Verdim. Hahahaha. Patladım herife. Tutmayacaksın abi, kızdığında hemen tepkini koyacaksın, patlıyor musun, atlıyor musun bilemiyorum. Beklemeyeceksin, yok taze kızgınlıkmış değilmiş o ne ya, direkt atlayacaksın. Ben yapmadım. Takıldı kaldı tabi kafama. Üç beş gün sonra, sevişmişiz, moladayız, ben atlayıverdim “denyoluk yapma” diyerek”

“Haydaaaa. Hahahahahahaha, sinirler iyice bozuldu bak şimdi. Hahahaha” diyebiliyorum ancak. Bu ne ya böyle, tiplere bak.

“Neyse, o kısım benim mallığım. Ama nedenini çözdüm. Ha doğru versiyonu yani yerinde ve anında kızma işlemini uygulayamıyorum ama en azından çok net anladım ki herkesin sağlığı için kızacaksam hemen kızmalıyım ben Melekcim”

“Peki, bu da bir model tabi, neden olmasın?” diyorum. Hadi devam et.

Birden duruyor. Çok duruyor. O bana beynimin üçüncü lobusun der. Ben ona bir sürü şey söylüyorum, ama organlardan sorsanız kalp kapakçığım derim. İyi de tanırım Çağla’yı. Hiç öyle durduğunu görmemiştim. Bekliyorum. Ağlayacak mı? Ağlamıyor. Kafasını yavaşça bana çevirip gözlerimin içine, gözleri dolu dolu bakıyor.

“Anlatmayacağım devamını Melek. Aynı döngü işte. Ama sonuna geldik sonunda” diyor.

“N’oldu? Top mu patladı?” diyorum. Neşesi yerine gelir mi denemesi. Gelmiyor. Gülümsüyor ama içine oturmuş. Bir şeyler var, çıkar ortaya. Çok duygusal değerlendiriyor. ClemAlp malın teki, Çağla Bademime verilmesi gerekeni veremiyor. Onu geçiyoruz. Gerekenden azını bile veremiyor. Yani tam degajlık. Hem de nasıl var ya, biz ufakken 9 aylık oynardık. 9 tane gol yiyen kaleci hamile kalmış oluyordu ve onu doğurtuyorduk. Bu da topun havaya dikilmesi ile gerçekleşiyordu. Çocuğuz malum, hırslıysak en hırslısı, heyecanlıysak en delisi olmamız gerekiyor. O yüzden top ne kadar yükseğe dikilirse o kadar mübahtı. Fevkalade. Oyunun alt metnini okudunuz mu yoksa ben hayal mi görüyorum?

Dağlarda koşturan Heidi misali zihnimde gezintiye çıktığım sırada Çağla olaya el atmış, sigara sarıyor. Şaşırıyorum, bu iş genelde bendedir. Bir an degaj hikayesini anlatmalıyım hiç girmemeliyim kararsızlığını yaşıyorum. Ama kasvetin dönüşü öyle muhteşem oldu ki bir yerlerden girip hem kasveti dağıtmalı hem de Çağla’yı konuşturmalıyım. “Bak, kızgınsın şu an. Demedin mi kızdığım anda ne bok yiyeceksem yemeliyim tutunca sıkıntı oluyor diye, tutma işte” diye iddialı bir giriş mi yapmalı yoksa “beybi boşver sikik herifi” şeklinde düz kız gazı mı vermeliyim emin olamıyorum.

“Çelişkiye bak” diyorum. Buraya kadar güzel. Sonra dayanamayıp “hiç sevemedim şu herifi” diyorum. Ha çıkar baklayı, rahatla. İyi ya gerçekten böyle. Boşverin taze mi değil mi, kızdıysanız kızın. Evet. Son kararım bu.

Gülümsüyor. Ağlıyor. Çok iyi. Sadistçe bulmayın, zıt kutupların birbirini çektiği o tuhaf anlardan. Gözlerinden yaşlar akıyor, ağlama yaşları bunlar. Ama gülümsüyor da bir yandan. Böyle acı acı da gülümsemiyor. Bildiğiniz içten gülümsüyor.

“İyi saatte olsunlar” diyor.

“Ya bırak. Adama mal dememek için bin dereden su getiriyorsun. Üç harfli falan değil işte. Alp ismi de fiyakalı ama anlamsız bir tesadüf. İnsan bu herif. Ama açıkçası sana insan gibi davranmıyor bence. Yani en azından seven bir insan gibi davranmadığı çok kesin”

“Kesin di mi?” derken biraz hızlanıyor gözyaşları. Ama gülümsemeye devam. Çok tatlı.

“Vallaha Olmamış Bademim, Çağlam, anlaşıldığı üzre bu Clemalp adamı bir şeyler daha yapmış ya da daha olası ki yapması beklenecek bir şeyleri yapmamış ama sen bu şeyleri bizimle paylaşmıyorsun. E peki. Ama gayet açık görebiliyoruz ki derinden etkilenmişsin, gülme ve ağlama sentezini bu şekilde bir araya getirebilmen için oldukça dolmuş olman gerekiyor. Bu demek oluyor ki mevzu bu sefer “nasılsın iyiyim sen nasılsın ben de iyiyim sağol” ismini verebileceğimiz “adet yerini bulsun beklentisi” dışında bir şey” diyorum. Ama durmuyor ki çenem “top taça çıkmış ya la?” diye de ekliyorum. Tonlamam gayet de soru işaretli gerçekten.

Bir anlığına gülümsemesi kayboluyor, ağlama sabit, sonra tekrar gülümseyip şaşırtıcı bir performans sergiliyor.

“Melek? Öncelikle siz kimsiniz? Sonra, evet evet anlatmıyorum işte. En baba kısmını öyküne meze yapmayacağım. Ama sana söz, harika bir final yapacak bu maç ve ben o finali ilk önce, koşa koşa gelip bütün telif haklarıyla senin kucağına bırakacağım” diyor.

“Sahi, biz kimiz?” diyorum. Yalandan. Lalettayin. Lalettayin.

“Boşver Bademim. Yapma hiçbir şey o adamla. Benim anladığım, değmez” diyorum. Birden ciddiye bağladım. Lanetaynlığımı örtmeye çalışıyorum. Oluyor mu? Hayır olmuyor. Çağla daha çok ağlamaya, daha az gülümsemeye başlıyor. Üzülmüş kuzum.

“Ondan vazgeçtiğime de ağlamıyorum ki anasını satayım. Ama kızgınım işte, üzgünüm. Bari seviştiğim için para alsaydım” diyor ve gülmüyor. Ben gülmeye başlıyorum. Ama bakıyorum, Çağla hakikaten hiç gülmüyor. Ben duramıyorum. Ciddi gerçekten. Evet üzüldüğü şey bu değil tabi ki de ama bunu ciddi söylüyor ve bu şey bile o ufak ufak üzüntülerinden biri.

“Çağla?” diyorum.

“Evet abi. Üzgünüm gerçekten. Yaptığı yani işte tahmin ettiğin gibi yapmadığı şey benim üzgün olduğum zamanlarda yanımda olmamasıydı”

“Ya biliyorum, sormam saçma ama bilimsel olmak adına diye düşün; biliyor muydu üzgün olduğunu?”

“Biliyordu” diyor üzgün üzgün.

“Ben neredeydim be Çağla?” diyorum.

“Sen bir yerlerde, muhtemelen Cemre’lerde, mutluydun bebeğim, bozmak istemedim” diyor.

“Bir dahaki sefere boz lütfen” diyorum. Normalde burada kapanırdı konu ama ortasına dönüyorum. “Çağla, neden bu adamda bu kadar sektiğini biliyorum. Ama tamam, yeter bu kadar. Gerçekten denedin yani, emin olabilirsin” diyorum.

Uzun uzun bakıyor suratıma. Artık ne ağlıyor, ne gülüyor. Ciddiyete davet edilmeden gittik.

“Biliyorum. Ayrıca bunun; vermek, verebilmek, vermemek, verememek fiillerinden hangisi ile alakası olursa olsun sonucun benim için değişmediğini de biliyorum” diyor. Helal be.

“Neden o zaman Çağla’cım?”

“Bırakmıyorum? Değil mi?” diyor. Kaşlarımı kaldırıp kafamı sallayıp omuzlarımı silkiyorum. Zor bir harekettir.

“Let it go” diye fısıldıyorum.

“Yapacağım” diyor.

Basıyorum düğmeye…

* lalettayin: eskimiş, öylesine, gelişigüzel.

 

– 5.bölümün sonu –

sonraki bölüm

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s