madagaskar dramı – bu bir ilandır

önceki bölüm

bütün hikayenin başı

Bazen her şey çok yavaş ilerlerken birden hızlanmış gibi gelir mi size de? Bunu eskiden daha çok yaşardım. Time-lapse’leri bilir misiniz? Seri şekilde çekilmiş fotoğrafların ard arda eklenip istenen hızda bir video yapılması aslında. Hani, gökyüzünü çekerler de Dünya’nın döndüğünü görürüz. Onlar gibi. Ben dururken, çevremdekiler hızla, yıldızlar gibi hareket ederler. Tuhaf bir his.

Son 24 saati böyle geçirdiğimi söyleyebilirim. Önümüzdeki saatler neler getirecek bakmak lazım. Anlatacaklarım çok.

Dün gece İdil sayesinde, Murat’a oldukça yaklaşmış hissettik kendimizi. Kahvaltılı tanışma gecemizi saymazsak, tüm toplaşmalarımızda itiraf edemediğimiz bir ölmemiş merhum özlemi vardı. Dün gece bunu aştık, ölmemiş mi yoksa merhum mu çıkmazında birbirimize en çok yaklaştığımız anları yaşadık. Sorsanız kimse inanmıyor öldüğüne. Ama Cemre dışında, ölmediğine inanır şekilde de davranan yok.

Heyecanlı gelişmelere geçmeden önce sizinle son bir Mandalina hikayesi paylaşacağım. Çağla sözünü tuttu. Vurduğu degajı getirip gerçek anlamıyla kucağıma bıraktı. Dün büyük toplaşma için Cemre’lere gittiğimde Cemre beni hızlıca Çağla’ya yönlendirdi. Adamın kafası çalışıyor, bir hareketle doğru tahminde bulunmuş ya da ben sevgilime gıybet yaptığımda hakkını veriyor, tüm taşları yerine oturtmayı başarıyorum.

Neyse. Çağla’yı mutfakta buldum. Balkon kapısının eşiğine yan oturmuş, sırtına bir yastık bulmuş, kültablasını ve kahvesini erişilebilir alana yerleştirmiş, bacaklarını karşı kirişe dayamış, tam bir sefa pezevengi pozisyonunda sigarasını tüttürüyordu. Sigara belli ki özel sarılmış, onun da tipi bir nevi pezevenk tesbihi. Kapıdan girdiğimde sakince kafasını bana çevirdi, benim geldiğimi gördüğü an suratında dev bir gülümseme oluştu. Hiçbir şey söylemeden bana bir kağıt uzattı. Okudum.

Bu bir İlandır

BADEM Pazarlama

Her türlü Alp GÖTÜMSER (Clementine, Mandalina veya Clemalp isimleriyle de anılan) tatmini gerçekleştirilir. Eksik gen sorun yaratmamaktadır. 

Söz konusu Mandalina’nın bu tatmini; “biz de boş değiliz, biz de karşılığında bir tatmin sağlıyoruz sonuçta” şeklinde yorumlayarak, bu konu dışında herhangi bir etkileşime girememesi de sorun yapılmamaktadır.

Kısacası, bu hizmet bir “Alp GÖTÜMSER’e sunulan, ücretsiz telekızlık hizmetidir. Fakat biz bunu bu şekilde adlandırmayı, marka değerimize uygun bulmadığımız için kullanmadığımızı, değersiz müşterimize maalesef saygılarımızla arz ederiz.

Bakmayın, şimdi sakin sakin anlatıyorum. O an hiç sakin değildim. Çağla’nın bariz heyecanını bastırmamak adına tepkilerime sınırlama getirmek zorunda kaldım. Önce sakince şunu sordum;

“Sen bunu benim için mi bastırdın?”

“Hayır” diyor. “Orjinal halini de göstereceğim ama o bir dergi boyutunda ve içerde, çantamda kaldı”.

“Ne yaptın Çağla?” sorusunda çok da kendimi tutabildiğimi söyleyemem. Sırıtıyor.

“Hani biz bu herifle ortak bir proje yapıyorduk ya. İşte o projenin sonuçlanmasına 3-4 ay kaldı. Önümüzdeki hafta da açılışı yapılacak. Birinci faz diye uzun uzun anlatarak seni baymayayım, sonuç itibariyle açılışı yaptığımız için iş ortaklarımıza ve beraber iş yapmayı umduğumuz firmalara bir tanıtım kitapçığı hazırladık. Ben de bu ilanı 23. sayfadan çıktım.”

“Çıktım” derken?

“Aman bu işi yapanlar öyle diyor, ilan dergide basıldı işte”

“E abicim, dergiler nerede?”

“Bir kısmı yolda, bir kısmı belki ulaşmıştır. Bilmem, saat kaç oldu?”

O an ne tepki vereceğimi bilemediğimden olsa gerek; “Çağla herifin soyadı gerçekten GÖTÜMSER mi?” diyiveriyorum. Ne fark edecekse, zaten öyle bir yere koymuş ki, biraz kafası çalışan, kimden bahsedildiğini anlayacaktır. Çağla çok bu işlerin adamı değildir. Hızlı düşünmeye çalışıyorum ama mantıklı bir yere gelemediğimi anlayıp heyecanımın dizginlerini salıveriyorum.

“Hahahaha Çağla ya, yaptın mı abi bunu gerçekten? Bu olay, ne zaman oldu abi? Alp’le konuştun mu sonrasında? Herifin bundan haberi var mı?  Çok soru sordum biliyorum” diye bitiriyorum.

Sigarayı hiç bozmadığı sakinliğini korumaya devam ederek bana uzatıyor. Hak ettiğimi düşünüyorum. Birden geri çekip bir nefes daha alıyor ve bu kez kesinlik içerisinde tekrar uzatıyor. Ağzından dumanlar çıkmaya devam ederken sırıtmayı da başararak soruları cevaplamaya başlıyor.

“Birincisi tabi ki de soyadı Götümser değil. Özümser. Ama bak, bu da olmamış, bence sıfır özümseme. Neyse, belki de sana bu yüzden soyadını daha önce söylememişimdir. Kesin yeni bir taşak konusu olacaktı. İlanı yazarken önce “Kötümser” yapmayı düşündüm, çünkü herif kötümser bir tipti gerçekten. Ama sonra dedim ki, “kısa kalır”. Daha sert dalmak istedim Melek. Ben de GÖTÜMSER yaptım. “Göt” ile “kötümser”in, belki de “kötü”nün karışımı cuk oturdu bence. Gerçekten yaptım, evet. Çünkü ben, verdim ona, pek çok şey verdim. İyi misin dedim, iyi ol dedim, laf olsun diye de söylemedim. Ara ara sadece iyi olmasını istediğim için, bazen de onu kötü gördüğüm, kötü görünmenin onu zor duruma düşündüğüm için iyi olmasını söyledim. Sonra mesela Melek, onu çok önemsedim. Çok da eleştirdim. Sana anlatmadığım yerler bunlar. Yeri geldiğinde kızdığım kadar eleştirdim de. Sonra kendimi kötü hissettim, sert eleştirdim dedim. Ama onlar da, hep daha iyi olsun diyeydi. Hayır, onu yarış atı yetiştirir gibi yetiştirmek için değil, o iyi olsun ki biz iyi olalım diye. İkimizden iyi bir şeyler çıkacağına inandığım için yaptım bunu. Onda kötü şeyler olduğuna hiç inanmadım. Uğraşıp durdum. Hani sen geçen “bu sektirmektir” dedin ya, kesinlikle haklıydın. Neden sektirmek biliyor musun? Çünkü ben ona ondan ne istediğimi, ne beklediğimi açıkça ve samimi bir şekilde söyledim. Evet benimle bir sözleşme imzalamadı, ama ehliyet sahibi bir yetişkinin vereceği tepkilerle bir nevi sessiz sözleşme yaptı. Çünkü insan ilişkilerinde bazen davranışlar sözlerin önüne ya da yerine geçiyor. Neyse. Samimi değilmiş. Samimi olmadığı için benim samimiyetimi de anlayamamış. Benim anlamayıp sektirilmeye devam etmemin sebebi de buymuş. Ben tam bir mal gibi “ama bana aksini söylemedi” diyip gezinmişim adeta. Bir de şu varmış biliyor musun, korkakmış. Ben bunu da geç anladım. Yüzleşemiyormuş. Yüzleşmemek için geçiştiriyormuş. Hani bir verdi, bir vermedi, hep bir tuhaflık içindeydi. Tuhaflık diyip yumuşatmışız, hep bir tutarsızlık içindeymiş. Ha, kendisine tutarsız değildir, ama bana tutarsızdı. Çünkü canı isteyince yapıyordu. Benimle ilgili neredeyse her şeyi. Düzenli yaptığı tek şey, senin paket dediğin şeydi. Aslında biz sadece haftasonu görüşmüyorduk. Haftaiçi ona gidiyordum, kalmıyordum ama. Neyse. İstisnalar dışında top hep ondaydı ve o da kafasına göre takıldı”

Burada sözünü kesiyorum. Nefes nefese kaldı zaten. Sanki her şeyi bir kerede anlatıp bitirmek zorundaymış gibiydi. “Çağla, belki de sen bıraktığın için bu hale geldi abi?” diyorum. Sorumun cevabını biliyorum aslında. Maksat mola vermesini sağlamak. Ama bu onu daha fazla coşturuyor.

“Yok, be. Benim bırakmam öyle tembellikten, zor geldiği için falan değildi ki. Adam bir türlü benim frekansımı tutturmadı. Ben tutturamadı diyordum ama yoktu öyle bir şey. Benim frekansıma gelmek istemiyordu. Bu yüzden bıraktım ben. ‘Tamam, o zaman frekansı sen ayarla’ dedim yani. O da bunu gayet iyi biliyordu. Boşver. Bunlar çok da önemli değil artık. Yok öyleydi, yok böyleydi. Yok abi, adam sadece kendisiyle ilgilenen, kendisine yetişen bir adam, gerisi boş. Gerisi kalan yerleri doldurmak için. O yüzden şöyle bir şey yok yani “ben geldim, seni özledim”. Yok abi bu. Bu temel sevgililik hali yok. Çünkü adamda böyle bir yer yok. O sırada adamın bir hayatı var. Bu hayat sana alıştığın şekilde açık değil. Hiç alışmadığın şekilde şartlı açık. Ben geldim diyip uygun gördüğün yere yerleşemiyorsun. Adam kendi hayatını yaşarken bir boşluk gördüğünde canı isterse seni oraya alıyor. ‘Ben senin hayatında bir yerim olabilsin istiyorum’ dediğinde sana şunu söylüyor ‘Çağlacım, elbet senin bir yerin var hayatımda’. Aslında sen, ben kendim girip park edeceğim diyorsun, o ısrarla anahtarı valeye vereceksin diyor. Sürekli anı ve günü kurtarıyor. Mesela, bazen beni çok üzdüğünde üstüne gittim. Uzun uzun neye üzüldüğümü anlattım. Beni nasıl ve neden kırdığını anlattım. Hepsinde geri çekilde. Hepsinde özür diledi. Özür istemiyorum senden dedim. Özrü paketleyip tekrar verdi.”

“Vay anasını be Çağla, bilemiyorum ne diyeceğimi. Sanki biraz geç gördün sen bu adamın sana dürüst davranmadığını”

“Evet. Burada galiba küçük bir insanlık rekoru yaşandı. Oldukça uzun sürdü. Anlamam ayrı kabullenmem ayrı uzun sürdü. Şunu fark ettim. Ona inanmak istemişim. İnanmayı o kadar kafaya koymuşum ki inanmamam için sebep olabilecek bir sürü işareti ısrarla görmezden gelmişim. Bir de hatırlarsın, “bu sefer kestirip atmayacağım” sözüm vardı kendime. Hahaha, bence kendi sözümün gereksiz yere gazına geldim. Sanki şövalye sözü anasını satayım. Körü körüne söz vermek nedir ayrıca abi? Ne uğruna sekmiş oldum ben şimdi mesela? Ayrıca kendimi hiç de mühim bir sözü yerine getirmiş gibi hissetmiyorum. Boş yere sektim yani.”

“Çok kızmışsın” diyorum, şaşkınlığımı gizlemeden.

“Evet. Galiba fark etmeden uzun süre sıkmışım kendimi. Pırtladı. Ehieheihei. Bunu yaptım çünkü çok sıkıldım. Bunaldım yani. Ondan, bütün bu saçmalıkla ilgili asla bir açıklama alamayacağımı, suratına suratına “yaptığın ya da yapmadığın şu şey çok saçma, neden böyle?” diye sorsam bile cevap alamayacağımı biliyordum. Cevap vermeyecek anlamında da değil, verse de vereceği cevapların hepsi gelişine çakmak olacağı için. Adamı kaleye koymuşlar, top içeri girmesin demişler, gelene gidene neresi denk gelirse orasıyla çakıyor resmen. Maksat kaleye top kaçmasın, kendi rahatı bozulmasın. Aman öyle işte. Sonuçta işte, dergi doğal olarak önce şirkete dağıtıldı. Ben orada değildim, dışarıdaydım. Bu arada geçen hafta istifamı vermiştim. Sıkıntı değil, bundan sonrasına gayet rahat yetecek adamları zaten var. Kafam bu anlamda rahat. Neyse. Aradı tabi. Telefon numarasının kaydını değiştirmiştim, arayınca ekranda Malalp yazısı çıktı. Hahaha, unutmuşum değiştirdiğimi. Neyse, gülerek açtım ama kısa sürede toparladım. “Çağlacım” dedi. Böyle der, samimiyet kurmak istediğinde. ‘Evet ne var Alp?’ dedim. “İlan” derken kestim, “evet ben hazırladım, anı olarak sakla” diyip kapattım telefonu. Numarayı da “açma” olarak kaydettim. Budur memur bey olayın özeti” diye sırıtıyor.

“Pek özet olmadı ama hak etmiş galiba. Ne yalan söyleyeyim çok anlayamadım açıkçası. Ama bana anlattığın her olayda adama istisnasız marj bıraktığını hep gördüğüme göre, evet abicim, eline sağlık demekten başka yapacak bir şey yok zaten, ayrıca olan olmuş, hahaha, adamı basılı dergiye ilan yapmışsın” diyorum.

Gülüyor, “yaptım vallaha. Ama en sonunda çok ters bir şey yapacağım bir yerden sonra belliydi sanki” diyor.

 

“Oh” diyorum. “İyi yapmışsın o zaman Çağla. İyi yapmışsın. Çünkü gerçekten yani o kadar uzun top oynanacak bir adam değildi, sana yaklaşımlarını düşündüğümüzde. O yüzden iyi yapmışsın. Hak ettiğinden fazlasını aldı. Evet bunu sen verdin ama bir yandan da adama açık açık bunu bedava vermek istemediğini söyledin. Talep edeceksin Bebeğim, benim de anladığım, öğrendiğim bu. Böyle öküz öküz davranan bir insana mütemadiyen vermek gerçekten anlamsız” diyorum.

“Ya sıkıldım biliyor musun?” diyor. “İçimi sıktı bütün bu hikaye. Kendi hikayemden sıkılmam da garip geldi açıkçası. Bir an önce uzaklaşmak istiyorum bu sıkıcı hikayeden.”

“Hakkın var, haydi içeri gidelim” diyorum. Sırıtarak kalkıyor.

İçeride olanları hızlı geçeceğim. Benim özetim; aman allahım, bu nasıl bir tesadüfler zinciridir. Bu kadar tesadüf üstüne bu herif yaşamıyorsa kutsal mutsal demeyeceğim, cesedini öldüreceğim. Neyse, gözümün önüne farklı ceset formları geldi. Vazgeçiyor ve konuyu toparlıyorum. Cemre’nin bir şey söylemesine gerek yok, ben ne yapmamız gerektiğinden emindim zaten. Herkes dağıldığında, Cemre’yle en sonunda yalnız kalıp yatağa uzandığımızda, önce kendi müziğine aç kalmış beynimin iteklemesi ile bir şarkı açtım, sonra da iki şey söyledim;

“Beybi, Çağla sonunda Alp’e tekmeyi basmış. Harika olmuş. Çok iyi olmuş bence. Bu coşkuyla olmasa da sevindiğimi belli ettim. Üstüne çok konuşmak istemedim ama gördüğüm en kötü adam örneğiydi” diyerek cebimden çıkardığım ilanı uzatıyorum,

“Şirket dergisinde bastırmış”

Önce ilanı okuyor. Sonra bir tur daha okuyor. Ciddi.

“Herife çok sağlam giydirmiş” diyor ve kafasını yastığa gömüp gülmeye başlıyor. Sonra kızarmış suratını bana dönüp “ya resmen hepimizin üzerinden bir Clementine geçti ya. Bir de üstüne adama acayip isimler takmışsınız, futbol göndermeli konuşuyorsunuz falan. Değişikti de aslında yani. Bir şey soracağım. Bu adam daha önce hiçbir kadını sevmiş mi?”

Kıkırdıyorum çünkü Cemre’nin kafasını doğru çözebildiysem eğer, muhabbetin nereye gideceğini tahmin ediyorum. “Adamın anlattığına göre, olmuş. Hatta büyük ve uzun olmuş vallaha.”

“Ee sonra?” diyor. İşte orta geldi.

“Kadın bunu terk etmiş” diyorum. “Hem de çok dramatik terk etmiş” diye eklerken kıkırdamama engel olamıyorum.

Gülmeye başlıyoruz. Söyledim size, bu adamın kafası net çalışıyor. İşaret görebileceğini düşündüğü durumlar kafasında her olay için oldukça net. Sorusunu soruyor, cevabını alıyor. Sonucu öğrenmiş oluyor. Sonuç konusunda da gayet tutarlı analizleri var. Sessiz analizler ama ben duyuyorum.

Şu ilişkinin bana hissettirdiği ilginç gurur duygusunu bir kenara bırakıp hızlıca diğer konuya geliyorum. Hatta konuyu geçip direkt sonuca bağlıyorum.

“Cemre, gidelim” diyorum.

“Di mi?” diyor.

Beklemeden “evet evet” diyorum. “Seninle Mozambik’e gitme zevkine başka nasıl ulaşabilirim ki?” Laptopa uzanırken yanağıma bir öpücük konduruyor. Buyrun size makul ölçülü bir de romantizm. “Afganistan’a bile giderim” diyorum.

“Galiba beni Clementine’la kıyasladın, ha? İstemeden yaptın ama yaptın” diyor. Gülüşmeye başlıyoruz.

– 7.bölümün sonu – 

sonraki bölüm

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s