bir yumruk hikayesi

Şu “şans” işi ne kadar da alengirli…

Başımıza gelen iyi ya da kötü şeyler sonucunda “ne kadar şanslıyım” ya da “abi bu şans da ancak bende olur işte” gibi isyanlı teşekkürlü çıkışlarımız var ya, onları diyorum. Şanslı olma, olmama, kendimizi şanslı sayma, saymama durumlarımızdan bahsetmeye çalışıyorum.

Mart ayında, talihsiz bir olayın hemen ardından yaşanmış olması sonucu muhtemelen tarihini hiç unutamayacağım bir şey geldi başıma. Tam 14 Mart sabahı… 13 Mart akşamüstü Kızılay’da bomba patlamıştı ve yine bir sürü bir sürü insan ölmüştü. Karanlık günler.

14 Mart sabahı, memlekette olan bitenler artık bir çeşit alışmışlık yarattığı için sıradan bir sabah olarak değerlendirebileceğimiz soğuk, rüzgarlı bir Pazartesi sabahıydı. İşe gitmek için çoğunlukla kullandığım güzergahta ilerliyordum. Üzerimde hafif bir uyanamamışlık…

İşyerim Barbaros Bulvarı üzerinde bir sokakta. Zincirlikuyu yönünden geliyorsanız Bulvar’da Darphane civarında inip karşıya geçiyorsunuz, ikiyüz üçyüz metre yürüyüp sokağa giriyorsunuz, sokağın sonuna doğru benim binam var.

Dijital medya bir şeysiyim, bazı toplumsal olaylar beni iş anlamında da etkiliyor. İletişim yapmakta olan markalar, mutsuz durumlarda insanların karşısına reklam çıkarmak istemedikleri için yayınları durduruyorlar. O sabah da, önceki gecenin bombası sonucu benzer bir durum söz konusu, benim de bir şeyler yapmam gerekiyor.

Otobüsten iniyorum, karşıya geçerken de yürürken de sürekli telefonumla uğraşıyorum. Çok önemli ya, sanki beş dakika sonra ofise girdiğimde yapsam bombayı patlatan benmişim gibi hissedeceğim. Saçma işte ama belli bir takım arızalarımız yok değil :)

Müzik dinliyorum, kafamda kocaman kulaklıklar var, dış dünyayla bağım sadece görsel düzeyde. Montumun da kocaman bir kapşonu var, soğuk olduğu için kafama onu geçirmişim. Karşıya geçmiş, sokağa girmeden önceki son 50 metreyi yürüyorum, gözüm elimdeki telefonda. Tam o sıralarda bir an, muhtemelen dışarıdan bir uyaran alarak ama kulağındakiler nedeniyle o uyaranın tam da ne olduğunu anlamayarak kafamı kaldırıyorum ve her şey bir iki saniyede oluyor.

Yıldız civarında takılan evsiz amca bana yumruğu çakıyor.

Yıldızlar… Hayatımda ilk defa yumruk yemiş oluyorum. İlk anlarda benim için her şey çok anlamsız, olan biten bir çok şeyi sonradan anlayabiliyorum. O an yaşadığım sadece “sarsıntı” hissi. Adam bana vurup yanımdan geçip gidiyor. Darbenin etkisiyle kulaklıklarım kafamdan uçtuğu için artık duyabiliyorum. Uzaklaşırken bağırarak bir şeyler söylüyor…

Şu yıldız meselesi tuhaf ama gerçekmiş diye düşünüyorum. Yumruğu yedikten sonraki hissiyatım acıyla karışık bir “kafamın çevresinde yıldızlar uçuşuyor” hissi. Çizgi film kafası. Sol gözüme vurmuş, burnum ve elmacık kemiğim karşı durmuş. Burnuma yediğim darbe gözlerimden yaş getiriyor, az çok kendime geldiğimde zaten ben de bozulmuş sinirlerimin etkisiyle kendi yaşlarımı katıyorum onlara.

Önümde yürüyen insanlar var, sağımda arabalar sıkışık trafikte duruyor. Kimseden bir tepki yok, ben hafif sola kayıp kaldırımın kenarında bir şeye dayanmış ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor, yüzümü yokluyorum. Sadece arkamdan gelen bir teyze “var mı suratında bir şey” diyerek geliyor yanıma.

“Senden sonra kimseye vurmadı” diyor, ne düşüneceğimi bilemiyorum :) “Dua et sen, gene iyi, seni tutup yola da fıralatabilirdi” diyor. Yola ve duran arabalara bakıp gülüyorum. Teyzeyle konuşurken gözümden yaşlar süzülüyor. Aslında o an hiç kızmıyor ya da üzülmüyorum. Hissiyatım hala şaşkınlık ve acı.

Ayrılıyoruz teyzeden, ben sokağa giriyorum, markete gidiyorum soğuk su alıp gözüme koymak için, cam şişe su kalmadığı için kızarak ve söylenerek marketten çıkıp ofise gidiyorum.

Mutfakta Hamiye Abla ve Burcu var, bir yandan gülüp bir yandan da ağlayarak onlara anlatıyorum. Bana kendime gelmişim gibi geliyor ama aslında takip eden bir iki saat içerisinde ancak tam anlamıyla kendime gelebilmiş olduğumu sonradan anlıyorum. Polisi ara diyenler oluyor, olayın üzerinden zaman geçtiği için bana anlamsız geliyor. Hamiye Abla “buz koyalım” diyor, ona da karşı çıkıyorum, derdim neyse, “yarım saat oldu zaten abla, şişecekse şişecek” falan diyorum.

Şimdi biraz yumruk konuşalım :) Aranızda yiyenler de vardır yemeyenler de. Benim ilk yumruğumdu, umarım bir daha yemem. Velhasıl durumlar öyle gerektirecekse ve yiyeceksem de lütfen bu kez hazırlıksız ve habersiz olmayayım, yumruğun geldiğini görebileyim. Çünkü çok net şunu anladım; sizi yamultacak olan yumruktan öte, yumruğun etkisi. Yani bir el size hızla çarpacak ve çarptığı yerde birşeyler yapacak ya, o kısmı geçin, size asıl acı yaşatacak olan o yumruğun yarattığı sekme durumu, sarsıntı hali.

Yumruk sektiriyormuş efendim. Bir iki saatlik sürecin sonunda kendime gelip darbeyi aldığım bölge dışında kalanlarla normal bir insan gibi ilgilenmeye başladığımda ilk fark ettiğim şey boyun ağrısıydı :) Şöyle bir farkındalık anı yaşadım; “benim neden boynum ağrıyor yaaaaa….aasssssiiktiiiiiir” İşte tam bunu fark ettiğimde yumruk deneyimimi tamamlamış oldum. Gözümün önünde kafasını telefondan kaldırdığı anda yumruğu yiyen Zeynep’in görüntüsü canlandı; kafa geriye doğru seker, kulaklıklar uçar, kafa öne doğru geri gelir… İşte yumruk efendim, tam da bu sekme etkisi kadar güçlüymüş :) Amca bana sert vurmuş ama mesela morartacak kadar vurmamış. Burun kemiğimin sol gözüme bakan tarafında elinin izi iki gün kaldı ama ne elmacık kemiğim ne de gözüm morarmadı. “Burnun kırılmış olabilir” dediler, bence kırılmadı efendim, en az bir maça daha çıkarım.

Ofisten bir arkadaş “ya çok merak ediyorum, polisi arasana” dediği için olaydan bir saat sonra falan çevirdim 155’i. “Sabah başıma böyle bir şey geldi” dedim, “keşke o an arasaydınız” dedi, “o an canımın derdindeydim galiba, aklıma bile gelmedi” dedim, “geçmiş olsun, bir daha olursa hemen arayın lütfen” dedi. Kırıldım açıkçası :) Aramak istemiyor oluşum da bu yüzdendi, biliyorum ki çözüm odaklı bir çaba içine girmeyecekler ve bu durum bende hafif bir değersizlik hissi yaratacak.

Amca o gün belli ki bir şeye kızmıştı, muhtemelen bana doğru gelirken zaten söyleniyordu, muhtemelen benim kafamı telefona gömmüş olmama da sinirlendi. Benim bu durumda olayın üzerinden zaman geçmiş olsa da polisten beklediğim aksiyon bir ekip otosu gönderip amcayı bulmak, kibarca almak, belki bir hastane ziyareti, gerekiyorsa sakinleştirici bir tıbbi müdahale, yarım günlük ya da bir günlük bir misafir etme ve sakinleştiğinde dilediği yere bırakma şeklinde olurdu. Benimle yaşadığı olay bitmiş olsa da başka birine daha zarar verme olasılığı olan bir insan için yapılabilecek en makul muamele bu gibi görünüyor. Velhasıl yapmıyorlar, ben de kızıyorum.

Ertesi gün olayı terapistime anlattım. Gülerek anlattım. Bana yumruk atan amcaya kızmadığımı söyledim. Zaten ben gerçekten o hikayede o adama kızamadım. Yardım etmeyen insanlara karşı bile kızgınlık yerine şaşkınlık hissettim. Herhalde tüm olayı topluca değerlendirdiğimde en çok polisin tavrına kızmışımdır.

Terapistim de bana aşağı yukarı şunları söyledi. “Aslında böyle bir olay karşısında senden beklenen sağlıklı tepki kızgınlıktır, çünkü haksız yere zarar gördün ve karşılığında herhangi bir şey yapamadın. Ama içinde bulunduğumuz durumlar ve ortam genel olarak o kadar sağlıksız ki, senin aslında sağlıksız olan tepkin sağlıklı oluyor. Çünkü şunu diyorsun; “dün gece bomba patlamış, insanlar ölmüş, ben de yumruk yedim yani, ne var…”

Kafalara gel :) Bakın yine hayatın tuhaf işleri işte. Şanssızlık mı şimdi benim yaşadığım? Herhangi bir seçili zamanda o bulvarda yüzlerce insan yürüyor ve o amca da genelde oralarda dolanıyor. Bunca insan içinde yumruğu ben yiyorum. Şanssız mıyım yoksa ‘yanlış yer, yanlış zaman durumunda çevreden gelen uyaranlara kapalı olma’nın golünü mü yedim? Şanssızlık diyip olayı tamamen dış etkenlere bağlamamak lazım. Dünya dönmeye devam ediyor ve hepimizin karşısına ortalama bir takım tehlikeler zaman zaman çıkıyor. Yani evrim devam ediyor ve bizim de akıllı olmamız lazım :)

Neyse, dün olaydan bu yana ilk defa amcayı gördüm. Bro’yla birlikte işten çıkmış Beşiktaş’a doğru yürüyordum. Yıldız Parkı’nda çimlerin üzerinde yatarken gördüğümde arkası bana dönük olduğu halde tanıdım ve “a-ha” diyip hemen fotoğrafını çektim. Bakın, işte o sabah kızgın olan ve bana da kızıp yumruk atan amca, rasta kafa :) Arkadan, haberi olmadan çektim tabisi, çünkü evet efendim “yemedi”. Ahahaha, hakikaten tırstım, boru mu, yumruğunun tadına bakmışım. Suratına bile bakmaya korkarak sıvıştım oradan…

Bu sabah geldi aklıma, “aa” dedim “rasta kafaaaaa”. “Aslında yan gelip yatar halinde yakalamışken belki de konuşabilirdim onunla” diye geçti aklımdan. Evimin güvenli konforu içerisinde çeşitli fantasyalar kolay tabi :)

Kesin onun da anlatacakları vardır. Bir gün bakarsınız bir kez daha karşılaşırız ve ben bi cesaret konuşurum onunla. “Neden 1.60’lık 45 kilo bir canlıya vurursun ki?” diye sormam tabi ki de, “Nasılsın amcacım, iyi misin? Sinirli değilsin inşallah?” diye sorarım ;)

IMG_1238 (1)

Kapak fotoğrafı benim sokaktan bir graffiti. 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s