Alfa ve Beta’lı bir Sorgu Hikayesi

Anahtarı deliğe öyle sessiz sokuyorum ki adeta Kapıların Tanrısı’yım.

Sevgilimin evine giriyorum, hırsız falan değilim. Hırsızlık yok, yalnız yabancılık çektiğimi itiraf etmeliyim. Her ilişkide sıkıntılı, yabancılaşmalarla dolu dönemler olduğunu bilecek kadar yaşlı, anlayıp çözemeyecek kadar gencim.

Tam böyle bir “garson boy” durumu yaşadığım şu çağda başıma çok da fazla insanın başına gelmeyen bir şey geliyor ve yaklaşık üç ay önce ♥’le tanışıyorum. Eminim ki sizler de dahil herkes, bunu çok iyi biliyor. Belli bir yaştan sonra tam gaz heyecan ve tutku yaşayacağın ilişki olasılıkların azalıyor.

İçeriği girdiğimde içgüdüsel olarak mutfağa yöneliyorum. Sakin olun beyler, bir şey bildiğim yok, bu bende bir alışkanlık ve elbette bir açıklaması var.

Rüya gibi geçen iki ay boyunca beni o evde her karşılaması öpüşüp koklaşarak mutfağa yapılan bir yolculuktu. Masada karşılıklı kahve içip sohbet ederdik. Ay hesabını şaşırmadım, beyler. İlk iki ay rüya gibiydi de son bir ay için öyle diyemeyeceğim açıkçası. Sonuçta kanun bana size doğruları anlatmamı dikte ediyor.

Çağımızın ufak mucizelerinden olan ilişkimiz, son bir ayda öyle hızlı bir şekilde boka sardı ki sormayın. Sizlerle bu noktada ortak bir merak taşıdığımız aşikar, siz de benim gibi neden o günün son gün olduğuna varmaya çalışıyorsunuz. Sizin işiniz bununla bitmiyor olsa da kendi açımdan bu masa çevresinde birleşmiş olmamızı soğukkanlı bir şekilde bu ortak meraka bağlamaktan başka şansım da yok gibi görünüyor zaten.

Evet beyler, dediğim gibi bir süredir pek harika değildi zaten ilişkimiz ama benim şahsen düşündüğümden de öte bir bokluk olduğunu anlayışım o güne denk gelir, geçen haftaki Cumartesi günü onun evine son gidişime.

“Hadi, sündürmeden anlat her şeyi” diyor mavi gözlü memur bey. Meslek seçiminde göz renginin etkisi olduğuna eminim ama üniforma yerine farklı şekillerde maviler giyebilme olasılığına değer mi ondan emin değilim. Bu kadar ince düşündüyse şu an bana hafif kabalık yapıyor olmasını da anlamış değilim.

Hazır buradayken, olan biteni anlatırken hafif artizlik yapıyor olduğumu itiraf edeyim. Kabalığının sebebi benim artizliğimse bir yere kadar kabul etmeye de razıyım. Artizlik yapma hakkını da kendimde görüyorum çünkü sonuçta bir sorgu masasındayım ve ne suçlanıyor ne bilgilendiriliyorum.

“Sündürebilirim bence” demiyorum tabi ki de. Oysa ciddi ciddi sündürmeye niyetliyim. Onlar kadar benim de öğrenmek istediklerim var. Fark etmedikleri ortak bir iki kader birliğimiz var fakat bunu anlayıp bana hakkımca davranmadıklarını görüyorum.

Birincisi, ben de onlar gibi ♥ ile ilgili ne olup bittiğini öğrenmek istiyorum. Ayrıca halen kayıtlı bir çalışan olarak vergimi veriyorum, bu da bana ucundan da olsa bilgi alma hakkı veriyor. Ayrıca sündürerek anlatsam ne olacak yani, hızla harekete geçecek kadar bilgi sahibi olmadıkları tiplerinden belli, acelemiz yok belli ki.

Ben bunları düşünmeye dalmışken gözleri üniformasıyla uyumlu olmayan memur bey beni “hadi anlatmaya devam et” diyerek düşüncelerimden uzaklaştırıyor. Kaba olmakta ısrar ediyor oluşunu görmezden gelip devam ediyorum.

Eve girip mutfağa ilerliyorum. ♥ ‘in evde olup olmadığından emin değilim. Dedim ya, başlangıçta herşey mis gibi akıyordu. Mesela size şimdi anlattığım günü, ilk iki ayda yaşamış olsaydık, anahtarı kilide sokmadan önce bile onun evde olup olmadığını hatta tam o sırada ne yapmakta olduğunu söyleyebilirdim. Velhasıl son bir haftamız iyice boka sarmıştı, resmen birbirimizden haberimiz yoktu.

“Sen o gün neden gitmiştin peki?” diyor. Mavi olan diyor…

Kalan eşyalarımı almaya gitmiştim efendim. Bir de evimin anahtarı kalmıştı onda, onu almak istiyordum.

“Ayrılmıştınız yani?” diyor renksiz olan. Bu çıkışıyla duygusal insanlık yeterliliği açısından mavi gözlüden bir adım öne çıkmış oluyor.

Biliyorum, iki cevaplı durumları sevmiyorsunuz ama ayrılmamıştık da aslında. Birbirimizden ruhen uzaklaşmıştık, bu durum da aynı evde var olmamızı anlamsız hale getirmişti. Hal böyleyken, hazır kendi evimi de özlemişim, yavaş yavaş taşınmaya başlamıştım.

“♥ bunu fark etmiş miydi?”

Renksiz olan, gerçek duygusal galiba diye düşünürken adamın gözlerinin ta içine bakmaya çalışıyorum. Sanki anlayacağım. Ama merakıma engel de olamıyorum açıkçası. Görev başındaki polisleri doğal ortamlarında bu kadar yakından inceleme şansını ilk defa buluyorum.

Ne desem yine yalan olacak, size tatmin edici bir sorgu yaşatamıyorum sanırım. Yeri gelmişken, bakın ben de sorgu dedim. Nedir şimdi işin aslı bana da söyleyecek misiniz? ♥ bir şey mi yapmış? Bence ♥ bir şeyler yapıyordu zaten de nedir yani beni merkezlere getirecek kadar önemli olan? Merak bir yana, kişisel olarak da merak ettiğim çok şey var o da bir yana ama bu muhabbet zaman geçtikçe daha da sorgu şeklini alıyor gibi hissediyorum. Avukatlık bir durumum varsa söyleyin lütfen, abim avukattır, masrafsız atlatırım.

Bir süre boş boş suratıma bakıyorlar. Bunlara okulda “poker face” öğretiliyor, ondan emin oluyorum. Sonra duygusal olan, kendince açıklıyor. “Hayır ♦ Hanım, sizden sadece bilgi almak istiyoruz, avukatlık bir durumunuz bu çerçevede yok. Fakat bize söylemek istediğiniz başka şeyler varsa ve bu şeyler avukatlık durumlara işaret ediyorsa, hem anlatın hem avukatınızı çağırın” diyor.

Vay anasını diye geçiriyorum içimden. İtiraf edeyim, şu an onları daha fazla ciddiye almaya başladım. İyi toparladı şerefsiz.

Umduğunuz gibi size aydınlatıcı bilgiler verebileceğimi sanmıyorum. Açıkçası en başından beri anlatmaya çalıştığım şey geçerli, benim de ♥ ‘e ne olduğu veya ♥ ‘in ne bok yediği ile ilgili meraklarım var. İnanın sizden daha çok merak ediyorum ayrıca. Nihayetinde onunla dolu dolu üç ay geçiren sizler değildiniz.

“Sizi anlıyorum ♦ Hanım. Devam edin lütfen, bizim işimiz sizin anlattıklarınızdan da bir şeyler çıkarabilmek zaten.”

Duygusal olan şaşırtmaya devam ediyor. Bakın bu cümle de tam bir “Soruşturma 101” cümlesi değil miydi? Beraber bir şeyleri çözebileceğimize beni bile inandırmaya başladı. Oysa ki ben ♥’le bile çözemedikten sonra kimseyle çözemeyeceğimi düşünmeye başlamıştım. Bakarsınız yardım umulmadık yerden gelir.

Mutfağa girdim işte…

İşte tam o zaman ♥’le ilgili bilmediğim ciddi bir şeyler olduğundan emin oldum.

“Ne gördünüz yani?” diyor mavili. Renklerini iyice belli etmiş oluyorlar, biri analitik biri duygusal, ne harika bir ikili.

Bıçakları gördüm. ♥ çok güzel yemek yapar. Çok da düzenli bir adamdır. Hani vardır ya böyle kabağı kestiği bıçak belli olan insanlar. Kafalarında hayata dair her gündelik detay bir akışa oturmuştur. O akışları takip etmekten zevk alırlar.

“Edemediklerinde bu onlarda stres yaratır?” diye bölüyor duygusal. Aferin lan, akıllı çocuk bu.

Evet, genelde öyle olur. Ama sizin bahsettiğiniz türü ben, bu düzeni takıntı haline getirmiş olanlar diye ayırıyorum. Bence onların bir de ♥ gibi sakin versiyonları var. Hayatın akışını manyakçasına düzenlemeye çalışan ama bunu bir hırsa çevirmeyenler…

“Diyorsun ki kabak kesileceği zaman o bıçak kirli olduğunda sana kızmazdı”

Dayanamayıp kahkaha atıyorum. Küçümsemişim memur beyleri. En azından an itibari ile birini küçümsememem gerektiğinden eminim. Helal olsun hacuta, sadece duygusal değilmiş, o da kendine duygusal analitik bir zeka yapmış.

Kahkaham birden fazla kaşı kaldırıyor ama çok da gerilmiyor ortam. Ben de çok bekletmeden açıklamamı yapıyorum.

Yok, dediğiniz gibi kızmazdı, sorun yapmazdı. Ama neredeyse her konudaki özeni gerçekten dikkat çekiciydi. Son bir ayda bana karşı davranışlarını bunun dışında tutuyorum. Neyse, o yüzden o sabah mutfağa girdiğimde masanın üzerinde bir havluya serilmiş duran beş altı bıçak özellikle dikkatimi çekmişti. Çünkü bu bıçakları tanımıyordum. Daha önce mutfakta ya da doğal olarak evin başka herhangi bir yerinde onları görmemiştim.

“Bıçaklar kaç taneydi, renkleri neydi, tarif edebilir misiniz?” diyor maviş.

“Bıçakları bulamadınız mı?” diye soruyorum.

Duygusal olanın boş bulunup “hangi bıçakları?” diye sorması sonucu anlamsız bir gerginlik yaşanıyor. Benim yine gülesim geliyor haliyle, aslında mallığından değil de boş bulunduğu, başka bir şeyler düşünmekte olduğu için böyle sorduğunu biliyorum elbet. Ama ortamın konu itibariyle resmiliği bu soruyu iyice absürt hale getiriyor.

Bu kez gülmüyorum. Polis oldukları için düşmanlık gösteresim gelse de bir sempati uyandırmadılar değil. “İtiraf ediyorum memur beyler, sizi sempatik buldum” demiyorum.

Bıçakları tam saymadım açıkçası. O an biraz kafam karışmıştı. Sonrasını da, yani şu an burada olmak gibi durumları, hiç hayal etmemiştim. Niye edeyim zaten, deli miyim ben? Neyse, sonuçta hal böyle olunca bıçaklara adli bir muamele çekmedim, daha çok şaşkın şaşkın baktım sanırım. Bıçakları sorarken de aslında şuraya varacaktım, hala bilemiyorum ♥’i bir şeyle suçluyor musunuz yoksa sadece arıyor musunuz ama evini aramışsınızdır diye tahmin ettim. Tabi siz de haklısınız, bulmuş olsanız bile farklı olan bıçakları nasıl ayıracaksınız. Neyse, eğer çok önemliyse, bıçakları size gösterebilirim, hala mutfakta duruyorlarsa tabi, bunu da bilemiyorum çünkü daha önce de söylediğim gibi, ♥’i son gördüğüm gün o gündü, geçen Cumartesi.

Maviş içten bir “hımmm” çekiyor, kafasından neler geçiyor acaba? Duygusal olan bana bakıyor ama anladığım kadarıyla onun da olayı şu an benimle değil, o da bir şeyler düşünüyor. Sonra cebinden bir not defteri çıkarıp not alıyor. “Evet” diye geçiriyorum içimden, “şimdi tam Holywood stayla dedektiflik oldu işte…”

“Sonra ne yaptın?”

Bıçaklara alık alık baktıktan sonra yukarı çıktım memur bey, üst kata. uyuyordu. Yatağındaydı, odanın kapısı her zamanki gibi açıktı. α ya da β ortada yoktu. Banyoya girip kremlerimi aldım. Diş fırçasına baktım, ne yapacağıma karar veremeyip öylece bıraktım. Uzaktan ♥’i  son bir kez kesip; ki o sırada bunun son olduğunun farkında değildim, alt kata geri döndüm. Anahtarlarımı da alıp evden çıktım.

Maviş olayı hemen sıraya sokup sorularını ardarda diziyor.

α ya da β dediğin? Evde nelerin kalmıştı, çıkarken aldığın anahtarlar dediğin neyin anahtarlarıydı? ♥’de herhangi bir farklılık görmüş müydün?”

İşi biraz da oyuna çevirmiş olduğum için aynı hızla cevap veriyorum. α, adı üstünde, ♥’in büyük kedisinin adı. β da küçük olan. Büyük küçük dediğime bakmayın biri 9 biri 10 yaşında, senden benden yaşlılar yani, abiler. Evde kremlerim, diş fırçam, bir kaç t-shirt, bir hırka, bir tayt ve evimin anahtarları kalmıştı. Diş fırçasını da alasım geldi, sonra saçma buldum. Çöpe atmak istedim ama bu hareketin de pasif agresif olduğunu düşünüp vazgeçtim ve öylece bıraktım. Çıkarken aldığım anahtarlar kendi anahtarlarım yani. Onun evine ait olanları elbette bıraktım. ♥’de bir farklılık görmedim, göremezdim de zaten, uzaktan baktım, adam uyuyordu bildiğin insan gibi. Kısacası evi ve onu son görüşümde gözüme çarpan tuhaflıklar bıçaklar ve ortada olmayan kedilerdi.

Duygusal olan hız tuzağına düşmediğini aynı hızla cevap vererek gösteriyor. “Kediler her zaman ortada olur muydu? Belki senin girmediğin odadaydılar?”

Yok, değildiler. Çünkü bahsettiğim t-shirt tayt kümesini alt kattan aldım ve onları alırken tüm odaları da görmüş oldum, hiçbirinde yoktular. Ayrıca her zaman ♥’in çevresinde olurlar ama ne yatakta ne de ♥’in uyuduğu odanın halısının üzerindeydiler, ortada olmadıklarına eminim yani.

Bu kez ikisi senkronize “hımm” çekiyor. Beraberliğimizin sonuna yaklaştığımızı hissetmeye başlıyorum. Oysa benim de sormak istediğim sorular var.

♥’e ne oldu? ♥’e her anlamda ne oldu? Siz neden onunla ilgili beni sorguluyorsunuz? ♥ neden ortalıkta yok? Ayrıca ♥’e ne oldu gerçekten? Nasıl son bir ayda ilk ikisinde olduğundan çok farklı bir insandı? Orada mı bir şey oldu? Tamam, şu an onun nerede olduğuna ne yaptığına dair sizin de bir fikriniz yok, bunu anlayabildim. En azından yaklaşık bir ay önce olduğunu bildiğiniz bir şey varsa bari onu bana söyleyin de şu masadan kalkanlardan en az biri bir sorusuna anlamlı bir cevap alabilmiş olsun.

Biraz kendimi kaybediyorum galiba. Nefes nefese kaldığımda bir an bunları gerçekten sordum mu yoksa yine kafamın içinde kendi başıma takılıyor muydum emin olamıyorum. Duygusal olan beni çok bekletmiyor neyse ki, derin bir of çektikten sonra bir şeyler mırıldanmaya başlıyor.

“Evet, ♥’i arıyoruz. Hem ortada olmadığı için arıyoruz hem de bir şeyler yapmış olabileceğini düşündüğümüz için arıyoruz. Sevdim seni açıkçası, sana yardımcı olabilmek isterdim ama dürüst olmalıyım ki bizim de bu aşamada bildiğimiz çok fazla bir şey yok. ♥’e senin de söylediğin gibi bir ay kadar önce bir şey olmuş olma ihtimali yüksek, annesi de benzer şeyler söylüyor. Kedilere gelince… Kediler de ortada yok. ♥ ya onları da kendisiyle birlikte götürdü ya da onları ortadan kaldırdı” diyor.

“Ne demek onları ortadan kaldırdı?” diye cevabını bildiğim halde soruyorum. İşte şu an çok fantastik bir şeyden bahsediyoruz.

Kibarca cevap veriyor. Sonrasında da tüm konuşmalardan en net hatırladığım bir hamle bu. “Anlayacağınız bahsettiğiniz yeni bıçaklar ve kediler arasında üzücü bir bağlantı olabileceğini düşünüyoruz” diyor.

Hiç düşünmeden “çıkarın bunu aklınızdan” diyorum. Çözmeye çalıştığınız şey her ne ise, eğer hikayede böyle bir olasılığa yer vererek ilerliyorsanız yapmayın, sizi yanıltır. ♥ kendine bile bir şey yapmış olabilir ama kedilerine asla.

Suratıma çok boş bakıyorlar. Suratıma boş boş bakmaya devam ediyorlar. Hiç bitmiyor gibi. Sanki ömrümün kalanında da suratıma böyle bakacaklarmış gibi. Sanki biri “durdur” tuşuna basmış ve onlar donmuş da ben süper güçlerim sayesinde halen hareket ediyormuşum gibi. Onlar boş bir şaşkınlıkla bana bakarlarken ben anlamaya çalışan bakışlarla bir mavişe bir duygusala bakıyorum. Ne kadar da tuhaf ve derin bir sessizlik diye düşünürken α masaya atlıyor.

α masaya atlıyor ve uyanıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s