Olay, Pan’ı orada tutmakta; Akyaka.

İhtiyaç bariz; tatil. Bu genelgeçer ihtiyaç, blogun istatistiklerinde de kendini gösteriyor.

Çıralı yazım, bloga arama motorları vasıtasıyla en fazla ziyaretçi alan yazı. Anladım ki tatil konusunda benim kafamdaki insanlar, aranıyor. O zaman bu ortaklığın şerefine, size bir yer daha anlatayım. Çıralı’yı sevdiyseniz, Akyaka’ya aşık olabilirsiniz. Olmayın ama, aşk başa bela;)

Şimdi. Akyaka, Gökova Körfezi’nin dibinde, yani U harfinin sol alt köşesinde. Gökova Körfezi, Muğla isimli şehrimizin hemen aşağısında. Bakınız;

Screen Shot 2016-06-25 at 17.39.45.png

Ya memleketin tipi? Ne kadar güzel… Neyse.

Gökova’nın dümdüz bir çizgi şeklinde denizle birleştiği yer. Ova, denize kadar uzunca bir düzlük olarak uzanıyor, deniz de gelebildiği yere kadar gelmiş :)

IMG_1610

Akyaka, bu çizginin bize yakın kısmında. Diğer uca doğru, fotoğraf kalitesi yüksek olsa, kitesurf’çülerin rengarenk kite’larını göreceksiniz :)

Gökova, gerçekten görüldüğü gibi dümdüz bir ova. Akyaka’nın bulunduğu bölge de deniz kıyısında. Fakat ovaya değil de yamaçlara doğru yerleşilmiş. Bu bölgeden, azmak dedikleri su kaynakları çıkıyor. Akyaka’nın içinden geçenin adı Kadın Azmağı. Size Azmak’ı anlatmak istemiyorum, gidip görmenizi istiyorum. Metrelerce derini görebildiğiniz berraklıkta akan bir su kütlesinden bahsediyoruz.

Kadın Azmağı tam Akyaka’nın merkezinden geçiyor ve denize yaklaştıkça derinleşiyor. Üzerinde bir köprü var.

Ben Akyaka’ya ilk defa 2015’te gittim. O zaman, bu bahsettiğim köprü tellerle kapatılmamıştı ve yasak olmasına rağmen (!) üzerinden atlanabiliyordu. Ben de bu şerefe ermiştim.

azmak2015.gif

Su buz gibi. Girmek için atlamaktan daha mantıklı bir yol yok galiba. Ama dinlendirici olduğunu net söyleyebilirim. Bir şekilde girin. Köprü, yaşanan bir kaza sonrasında tamamen kapatılmış.

Azmak boyunca tur yapan ufak tekneler var, bunlarla da gezmek ve suyu görmek mümkün. Bana kalsa, o suya organik olmayan hiçbir şey sokmazdım. Söylendiğine göre hala su samuru bile yaşıyormuş.

Akyaka minik bir yer. O yüzden çok net söylüyorum, sezonda, haftasonu gitmeyin. “Hipsterlerin keşfetmesiyle aniden ilgi çeken nadide kasabalarımız” sendromunu yaşıyor şu sıralar. Kaş’ın ya da Alaçatı’nın başına gelenleri düşünün :) Birden bire kitlelerin aşkı oluverdiler ve maalesef kapasite üstü talep nedeniyle bence biraz çekilmez hale geldiler. Ayrıca Akyaka, Muğla’ya çok yakın, doğal olarak Muğlalılar için haftasonu gidilebilecek yerlerin başında geliyor. Bu nedenle haftasonu, özellikle Pazar nüfusu oldukça yüksek. Ben tanık olmadım ama diyorlar ki bakkal çakkalda pet şişe su kalmıyormuş :/

O yüzden, sizden nacizane bir takım ricalarım olabilir, anlatıyorum ama sakınmak da istiyorum. Evet, evet içimde az da olsa “benim bildiğim güzel yerleri herkes bilmesin” hissiyatı da var.

Akyaka’ya bir bebek gibi davranın. Ya da durun, davranmayın :) Şimdi düşündüm de bebek gördüğümüzde hemmen kucağımıza almak, dokunmak falan istiyoruz. Bence Akyaka’yı kucağımıza falan almaya kalkmayalım :) Mesela şöyle yapalım; haftaiçi gitmeye çalışalım, mümkün olduğunca öyle ayarlayalım ki ne kendimiz bunalalım ne bunalmalara neden olalım.

Akyaka’nın içinde kalabileceğiniz pansiyonlar var, pek çok var. Arayın, çeşit çeşit bulacaksınız. Kamp yaparım derseniz de çok düşünmenize gerek yok; direkt sizi şuraya yönlendireceğim diyecektim ki; olaylar olaylar efendim… Aslında mevzu yukarıda bahsettiğim durum ve bu durumla baş edememe halleri. Yalnız, denize girmeyi yasaklama muhabbetinden benim haberim yoktu. Geçerli bir açıklaması yoksa çok saçma diyor ve geçiyorum.

“Tamam, ben bu kampingte çadırımı kurarım” dediyseniz, hemen kolayca yol tarifi vereyim. Akyaka’ya gidin, denizi bulun, karşınıza alın ve sahilden sağa doğru yürüyün. Kampa varacaksınız.

Kampa yerleştiniz, neler yapabilirsiniz? İmkanınız ve zamanınız varsa, ‘tatilde yatmam şart değil, suyla yorucu şeyler de yapabilirim’ derseniz hemen kitesurf olayına girin. 3 farklı okul var, arayın, durumunuzu anlatın, birini seçin ve olaya girin. Benim aklımda, henüz yapamadım. Yapabildiğimde daha detaylı kişisel deneyim aktarırım.

Kişisel olarak deneyip, illa ki yapmalısınız dediğim başka bir şey var. Akyaka’ya gittiniz, yerleştiniz, içini, azmağını iyice bir gördünüz ve yorgunluğu üzerinizden attınız. Hemen kendinize bir gün belirliyorsunuz ve önce şu arkadaşları ziyaret edip, bisikletlerinizi ayarlıyorsunuz :) Çok dostcanlısı, bisikletten çok iyi anlayan, çevreyi tanıyan bir çift işletiyor. Konuşun, sohbet edin, farklı lokasyon tavsiyeleri alacağınızı tahmin ediyorum. Benim tavsiyem, Akbük’e doğru gitmeniz olacak.

Akyaka – Akbük yolu deniz kıyısından devam eden, yeşillikler içinde mükemmel bir güzergah. Akbük’e gidin demiyorum elbet, yani performans peşindeyseniz bunu da yapabilirsiniz tabi. Benim asıl önerim, kafanıza göre doğanın tadını çıkarmanız olacak. Bu da şöyle; eğer ‘illa ki bir tesis olması gerekmiyor, ben gözüme kestirdiğim sahilde takılırım’ derseniz zaten seçenek tamamen size kalıyor. Denize girebileceğiniz öyle güzel yerler var ki, akşam kampa dönmek istemeyebilirsiniz.

Eğer illa ki tesis isterim derseniz; yaklaşık 3. km’de Çınar var. Ufak bir azmağın denize kavuştuğu bir koycukta konuşlanmış. Ben daha giderim, biraz da yolun tadını çıkarayım derseniz yaklaşık 11 km sonra Çardak restaurant var. Benzer şekilde, deniz kıyısında.

Bu güzergah sizi gerçekten tatmin edecek bir güzergah. Mevsime ve sıcaklığa göre planlarınızı genişletebilir, tarihi Karia Kral Yolu’na bile uğrayabilirsiniz. Yola çıkmak için tırmanmanız gerekecek ama karşılığında seyredebileceğiniz manzara buna değecek.

Gelelim Akyaka’ya nasıl gidilir kısmına. Sayıyorum; uçakla Bodrum veya Dalaman’a gidilebilir. Bodrum’a gidildiyse servislerle Muğla’ya geçilir, oradan dolmuşa binilir. Bodrum’dan muhtemelen Marmaris dolmuşları da vardır. Muğla’dan sezonda her yarım saatte bir dolmuş var, bundan eminim. Dalaman’a uçulduysa servisle Marmaris Kavşağı ve dolmuşla Akyaka sıralaması izlenir.

Otobüsle geliyorsanız Muğla veya Marmaris otobüsüne binebilirsiniz. Hangisine bindiğinize bağlı olarak ilgili yerden dolmuşa atlarsınız. Yani Muğla’ysa zaten otogardan bineceksiniz, Marmaris ise kavşakta inip Akyaka’ya geçeceksiniz.

Ben iki kez Dalaman yolunu kullandım. Geçen haftaki son gidişimde arabayla gittim. Size İstanbul’dan araçla gitme seçeneğini değerlendirmek istemeniz halinde faydalanabileceğiniz bir kaç deneyim aktarayım.

Yolculuğu, Ramazan ve “turizm öldü” (ölür tabi) durumlarının üst üste geldiği bir dönemde yaptım. Yani, trafik azdı diyebiliriz rahatlıkla. Bir Cuma günü 15:45 gibi Balmumcu’dan yola çıktım. Birinci köprüyü kullandım, elbet yoğundu. Karşıdaki genel durumu İBB Trafik’ten kesip, sahilyolunu seçtim. 18:05’te Eskihisar yokuşundan iniyordum. Yani İstanbul içinde harcayacağınız süreye kafadan 2 saat koyun. Ben sadece benzin almak ve lastik şişirmek için durdum.

Akyaka’ya doğru sırasıyla; Gemlik, Bursa, Karacabey (sınırdan), M.Kemalpaşa, Susurluk, Balıkesir, Akhisar, Manisa, İzmir, Aydın ve Muğla istikametlerini takip edeceksiniz.

Eskihisar – Topçular otomobil için 60 TL. Açıkçası zaman ya da para kazandırıyor mu karayolu yerine bu güzergahı kullanmak, ben hala emin değilim. Fakat trafik durumu olmayacağı kesin olduğu için galiba hala mantıklı.

Benim yolculuğum 10 saat sürdü. Yedek şöförüm yoktu, onun yerine co-pilot diye bağrıma bastığım ama nasıl oluyorsa suyunu ana pilota verdiren bir tiple; Bro‘yla yolculuk yapmış oldum. Ben yolda çok durmayı sevmem, gitmek isterim. Kısacası araba ile yolculuğu düşünüyor ve saat hesabı yapmak istiyorsanız; İstanbul içi trafiği iyi hesaplayın, Yalova’dan sonra yeni yapılan otobanı kullanın ki en azından Yalova’nın içindeki ışıklı göbek trafiğinden kurtulun, Akhisar için – özellikle resmi tatil dönemi falan ise – ana yola paralel yolları deneyebilirsiniz, fakat galiba yapabileceğinizin en iyisi derin nefesler almak. Muğla’yı geçince, yaklaştım diye heyecan yapmayın. Deniz seviyesine inişte çok ciddi virajlar var. Bir de, benim araba emektar bir 1.2 Corsa. Yani öyle çok performanslı bir araç değil; dik rampalarda kamyonlarla kardeş olduğumuz bayılma anlarımız çoktur. Saat hesabında arabanızın performansını da dikkate alın, az dağ çıkmayacaksınız :)

Akyaka’ya gidiniz. Şiddetle öneririm ama lütfen kendisine narin bir şeymiş gibi davranınız, hak ediyor.

Başlık da o hakedişten geliyor. Akyaka’nın eski sahipleri Idymalılar. Eski derken, MÖ 4.-5. yy’lardan bahsediyoruz. Adamlar para basmışlar, bir yüzünde Pan varmış. Bence Pan, mitolojinin en renkli figürlerinden biri. Adamda ne ararsan var. Bu bir yana, doğanın, kırın, pastorelin tanrısı.

Idymalı arkadaşların akıllı oldukları yerleştikleri yerden belli. Pan’ı rastgele seçtiklerini sanmam. “Bu toprakları en iyi Pan anlar” demiş olmalılar. Lütfen olsunlar:)

İşte o nedenle, en mühimi Pan’ı koruyabilmek ;)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s