kadın muhabbeti

— Hayır efendim, benim ona öğrettiklerimi uygulayamaz, uygulamasın!

— Hahahaha. Saçmalama.

— Gülme kızım, ciddiyim. Ben uğraşayım, dil dökeyim, her şeyi açıklamalarıyla uzun uzun anlatayım; benimleyken uygulamasın, gitsin başka kadınlarda uygulasın. Olmaz. Ben onun öğretmeni ya da danışmanı değilim.

— Yapabilir mi sence?

— Neyi?

— Hahahaha. Kafa gitmiş; devreler yanmış. Sanırsam şalter de atmış. Bu iyi.

— Ne diyorsun Emel? Anlamıyorum.

— Kızım, muhabbeti takip mi etmiyorsun, nedir asıl ben anlamadım yani. Neyi yapabilir mi diye soruyor olabilirim? Basit düşün. Kafan kim bilir nerelerde geziyor. Konuştuğumuz şey işte. Senden öğrendiklerini uygulayabilmek. Yapabilir mi sence?

— Niye ki? Yapıyor işte. Duydum onu. Onları. İkisi konuşuyorlardı. Bunların bir sorunu olmuş, çözememişler, ortada kalmış. Bunu konuşuyorlardı.

— Ne diyorsun ya? Sen onları beraber gördün mü ki? Oha. Hangi ara ‘yaptı’ da sana gösterdi? Asıl konuşulması gereken bu bence o zaman.

— Yok ya, dur. Ben eksik anlattım. Manitasıyla görmedim. Daha tuhaf bir şey oldu, yine yanlış zamanda yanlış yerdeydim. Hahahaha.

— Yaaa. Of Demet ya. Benim bu konuda bir teorim var. Önce sen şu olayın aslını anlat, sonra söylerim.

— Tamam. İş için Adana’ya gittim ya. Bu sefer Pazartesi sabahın köründe gitmektense Pazar gece gideyim dedim. Biliyorsun Adana yakıyor. Gündüz gidip aniden maruz kalmaktansa akşamdan gideyim de cehenneme girmemiş, uyanmış olayım dedim.

— İyi demişsin…

— Adaptasyon yeteneğimle 10 puan alırım zaten, sıkıntı orada değil. Bence benim sıkıntım hiçbir çaba harcamadan bir takım gereksiz durumların içine düşme sıklığımda.

— Anlaşıldı, havaalanında karşılaştın.

— Tamam dur, bölük pörçük olmasın yine. Karşılaşmadım aslında. Havaalanına gittim, uçağa gitmeden önce üzerimde az nakit olduğunu fark edince zamanım da varken çekeyim diyerek alt kata indim. Atatürk’ü bildin, ATM’ler gelen yolcu katında.

— Hahahaha, afedersin, aynen.

— Hee, gül valla. ATM’ye yanaşmış kendi halimde para çekiyorum, tanıdık bir ses geldi kulağıma, kafayı çevirdim, o.

— Banka mağduru olmanın bir başka hali.

— Bence hayatın ‘şansımı sikeyim’ hali.

— Ee, konuştunuz mu?

— Ne konuşacağım allaaşkına. Anlatabileceğim her şeyi anlatmadım mı ben o piçe? Görmedi zaten beni. Olaylar bu sayede gelişti ayrıca. Çünkü ben sinsice, kendimi belli etmemek için özen gösterdim. ATM’nin menüsünde rastgele geze geze muhabbetlerini dinledim.

— Kim vardı yanında?

— Bilmiyorum. Tanımadığım bir hatun. Herhalde yeni manitanın arkadaşı. Belli ki haftasonu bir yerlere gitmiş tipsizler, ayaklarında parmak arası terlik, götlerinde şort, Havataş parası çekiyorlar.

— Hahahahaha, Demet ya. Nasıl bir analiz kafası bu. Bunu mu düşündün?

— Vallaha özel olarak düşünmeme gerek kalmıyor, bir takım şeyler bana hazır paketler halinde geliyor. Sıshısıshısı. Neyse. Dur, o anı enine boyuna anlatmak iyi geldi bak. Sinirlerim gevşedi resmen.

— Alternatif tıp.

— Ayaküstü terapi. Neyse, bu tipsizler aralarında konuşuyorlardı işte. Hatun bizimkine; “ya, o senin gibi uzun ilişki falan yaşamamış ki daha önce, bir takım şeyleri anlayamıyor” diyordu.

—  Vay anasını, yeni manita reşit değil miymiş yoksa?  Hahahaha…

— Hahahahaha. Hapis. Hahahaha. El bilekleri birbirine bakacak şekilde pozisyon almış bir tipsiz. Ahahahaha. Olur mu olur vallaha.

— Hahahahaha, yok be. Geçiniz. O kadar da değil.

— Emin misin bak. Bir düşün Umut’u. Hahahahha.

— Hahahahaha. Kızım, öyle bakarsan olaya, ne yalan söyleyeyim, kız buna “ben 28 yaşındayım” demiş olsa bile Umut kurcalamaz ki. Vallaha inanır. Hahahaha, fanila göndeririz…

— Gönderirim yeminlen. Pembe fanila arar, bulur, onu gönderirim hatta. Neysee, olayımıza dönersek. Belli ki haftasonu tatili biraz sıkıntılı geçmiş. Darılmalar, küsüşmeler falan. Hatun kişi Umut’a bir takım özürler sıralıyor, durum açıklamaları yapıyor. ‘Bu ilişkide olgun olan sensin, o senin kadar tecrübeli değil, anlayış göster’ demeye getiriyor.

— Eee, Umut ne diyor?

— Heh, en heyecanlı yerine geldik işte. Umut Bey bildiğin benim cümlelerimle, bilmiş bilmiş; ‘anlatsaymış bana, paylaşsaymış benimle, böyle endişeler konuşulmadan aşılamaz ki, ilişki bizim ilişkimiz, muhattabı benim, benimle konuşmadan tek başına üzülmesinin bir anlamı yok ki’ falan diyor.

— Ahahaha, buna mı kızdın? Dur, bunu yorumlamadan önce bir şey diyeceğim. Yaa, sen o kalabalık Pazar günü havaalanı gibi yüksek tavanlı bir yerde nasıl duyabildin onları? ‘Havataş’ diyorsun bi’ de bana. Hahahaha, kızım senin kulaklarının menzili kaç metre ki?

— Daha kötüsünü söyleyeyim; dedim ya bunları dinleyeceğim diye ATM’nin menüsünde gezmediğim yer kalmadı. Tipsiz, tam benim cümlelere geçtiği sırada, heyecanlandı, çok inandığı için olsa gerek, sesini biraz yükseltip kıza doğru döndü, elini kolunu sallayarak anlatmaya başladı. Ben de bunları dinlemeye öyle dalmışım ki kafamı çevirmiş bakıyormuşum. Umut aniden dönünce ben önce bi mal gibi kaldım, sonra görmesin diye kafamı çevirdim. Baktım ATM’nin ekranında “başka bankaya transfer” yazıyor. Manidar geldi. Öyle değil mi?

— Hahahaha. Burada galiba benzettiğin durum; bilginin transfer olmuş olması. Hahahaha. Diyorsun ki “kaynak benim arkadaş, sen nasıl alıyor o bilgiyi başka bir ilişkiye transfer ediyorsun?” Bunu mu diyorsun?

— İtlik yapmasın diyorum.

— Neye kızıyorsun ki? Bilmiş bilmiş konuşması yapabileceği anlamına geliyor mu dersin? Yani benim anladığım, sen burada bildiğin kıskançlık yapıyorsun. “Bana vermediği bir şeyi, başkasına da vermesin” diyorsun. Bir de üstüne ne yapıyorsun biliyor musun; elini kolunu dokunamayacağın yerlere uzatıyorsun.

— Nasıl yani? İkincisini anlamadım.

— Kontrol edemeyeceğin, değiştiremeyeceğin şeylere müdahale etmeye çalışıyorsun. ‘Boşver, bırak’ diyorum. Ama dur, şimdi çok üzerine gelmeyeceğim. Önce biraz ‘piç’ diyip durduğun adamın üzerine gidelim. Hahahaha. Kıyamam sana, manyaksın, delisin biraz ama seviyorum seni. Şunu diyorum sana; yapabilir mi sence, seninleyken uygulayamadığı şeyi başkasıyla birlikteyken uygulayabilir mi?

— Yapabilir, neden olmasın?

— Ama bak şimdi. Tam senin üzerine gitmeyeceğim diyorum, bana malzeme veriyorsun. Belki senle yapamamasının sebebi sendin?

— Olamam. Olmamalıyım. Olsaydım, söylerdi.

— Emin misin?

— Değilim.

— Heh. Şimdi, o manyaklığını sakince yere bırak lütfen. Hahahaha, kadın ya… Bak şimdi, aslında iki şey birden söylemiş olmuyor musun? Birincisi adam sana “sorun bende değil, sende sevgilim” diyememiş olabilir. İkincisiyse efem, adamın bu konudaki yeterliliği konusunda hiçbir fikrin yok aslında.

— Konu mu dağıldı biraz?

— Biraz öyle oldu galiba ama bu kısım da ilgimi çekti benim.

— Aslında konuyu dağıtmadın da benim kafamı karıştırdın. Sahi, fark edememiş olabilir miyim?

— Çok net olabilirsin.

— Kabul etmeyeceğim ama değil mi? Direneceğim.

— Evet, direneceksin. Kanında var. Dikkafalılık. Bildiğini okuma halinin en ısrarcısından var sende. Hahahaha. Diren kadın direnmeye devam.

— Peki tamam. Olabilir. Fark etmemiş olabilirim. Oha. Hahahaha. Düşünsene, ben kendimi yırtıyorum, sürekli bir anlatma halindeyim, aslında adamın tek derdi benim ve bana bunu söyleyemiyor. Kim çeker abi böyle bir şeyi? Ahaha, ‘şey’ dedim kendime.

— Bilemezsin. Herkesin fayda zarar hesabı başka. Aynı olsa zaten hayat çok kolay olmaz mıydı, düşünsene. Elinde resmen kontrol listesi olurdu, ilgili kaleme puanını verir, toplar çıkarır bir sonuca varırdın.

— Hahaha, kızım bahsettiğin şey şimdi oldu diyelim, yani gönül ilişkilerinde fayda zarar tablosu diye kalem kalem maddeler açıklandı… Ben oturup eski sevgililerimi hesaplasam yemin ediyorum yarısından fazlası sıfır çıkar. Kesin bak. Hahahaha. Sıfır. Zararlar faydaları götürdü, elde kaldı sıfır… Hahahaha.

— “O kadar kötü” mü diyorsun? Yok be değildir. ‘Geçmişe dönük kullanmayın’ diye not düşsünler zaten. O zamanki faydanla bu zamankinin ölçüleri birbirine uymaz, bir yerde elma armut hesabına gelir. O yüzden olmaz yani…

— Evet, evet. Haklısın olmaz.

— O değil de, ben yine sana geliyorum ve teorimi açıklıyorum. Ahahaha, kızım kapat şu radarlarını ya. Bak sana dünyanın en kısa teorisi. Demet, radarlarını kapatırsan, rahat edersin Demet.

— O ne ya? Ay özellikle bu akşam mı anlamıyorum yoksa benim algımda da mı bir sıkıntı var Emel ya?

— Yok yok, bu akşam kafan ekstra dağınık. Bir hafta, içinde tuttun, anlatamadın ya bana, ondan oldu bence.

— Olabilir. E, sen ne diyorsun, ne radarı?

— Hahahaha, ya senin ne işin var yan ATM’yle? Bırak diyorum. Ortalama bir insan çevresindeki 5 şeyden 2’sini fark ediyorsa; sen ortalamada 4’ü yakalıyorsun, 5. ile ilgili de az buz fikrin oluyor. Bu ne kızım yarasa gibi, acayip hayvanlar gibi… Hahahahahaa. Bırak. Kapat biraz algılarını. 2’de kal 2’de.

— Yoksa bana huzur yok di mi?

— Yok vallaha.

— Hahahahaha. Lanet olsun bana.

— Hahahahaha.

— Piç…

— Hahahahaha.

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s