hay allah, karma polisi…

Tam 48 saat önce… Günlerden Cuma’ydı, mevsimlerden çok sıcaktı ve uzun bir tatile başlamak üzereydik. Ayrıca Kabotaj Bayramı olmalıydı.
Bütün gün aynı şeyleri düşünmüştüm; ‘neden kötülük yapıyoruz’ ve ‘karma polisi’ var mı? Öfkem burnumda, gözyaşlarım, göz pınarlarımın çıkış kapısındaydı… Kafamdan atamadığım bir hikaye tırmalayıp duruyordu zihnimi.
‘Tarihe not düşeceğim’ diye başlamıştım…’Franz Ferdinand’ın öldürülmesi gibi, dönüp baktığımda anlamsız gelmesini bekleyeceğim’ demiştim. Dağ gibi adamı, vurdular, indirdiler, Dünya Savaşı başladı…Öyle mi ❓ Bayramı, uzun tatili ya da başka bir şeyi değil, kötülüğü tarihe not düşmek istiyordum. Üzerinden zaman geçince dönüp bakmak için…
Çok göreceli bir mevzu… Nedir, ne yapıldığında kötülük doğmuş olur, sen ne kadar kötüsün, ben ne kadar kötüyüm, bazı kötülükler ne kadar karşılıklı, karşılıklılıklarda ne kadar denge var falan filan… Olay harbiden karışık, baksanıza kelimeler zorlaşıyor.
‘Bana yapılan bir kötülüğe bilerek ve isteyerek kötülükle cevap verdiğim oldu mu?’ diye düşündüm… “Olmaması yönünde bir prensibim var mı?” diye sordum.
Ne düşünürsem düşüneyim, aklıma hep 15 yaşında yaşadığım olay geldi. Geçmişin tuzağına düşmekten korka korka neden hep onu hatırladığımı anlamaya çalıştım. Ben dahil her şey değişmişken, yaşamakta olduğum bir şeyi geçmişteki başka bir şeyle bağdaştırmanın bir faydası yok hakikaten… Bunu öğrendim. “O zaman niye zihnim çağırıp duruyor bunu” diye sorup durdum.
İtiraf etmeliyim ki zevk alıyor olmalıyım…
Zihnim, köpeğim, kötülük, karma polisi, geçmiş, hazırlanması gereken eşyalar, yağı suyu kontrol edilmesi gereken bir araba, Franz Ferdinand ve sıcak hava ile geçen bir 48 saatin sonunda kilometreler ve saatlerce yol yapmış olmanın da yardımıyla, bir yerlere gelmiş olmalıyım… Fiziken geldiğim kesin en azından 😊 .
Ayağımın dibine vuran dalgaların huzurunda, bir hafta boyunca şehir ve insan yorgunluğuna maruz kalmayacak olmanın verdiği rahatlık içerisinde geldiğim yerleri toparlayabilecek kadar duruldu zihnim. Zannımca…
Kötülük göreceli. Felsefi anlamda da, gündelik boyutta da çok tartışılır… Üzerinden bir takım tanımlar yapmak da sıkıntılı haliyle.
Size zihnime takılıp duran hikayeyi anlatayım.
15 yaşındayım. Lise 1’e yeni bir okulda başlamışım, iki üç ay olmuş. Sonbahar. Süper kafa dengi bir arkadaş bulmuşum; Özge 💚 . Bir resim hocamız var, Yıldız Hoca, hala aklıma gelince şaşırırım, akademisyenlik yapabilecek düzeydeki bir insan neden Gazi Anadolu’da resim hocası olur? Neyse. Özge’yle resim kolu olduk; Yıldız Hoca’yla birlikte “ne yapsak?” diye düşünüp bir pano yapmaya kadar verdik. Resim, şiir, sanat falan işte. Koridorları padişah portreleriyle çevrili bir okul için fazla yenilikçi olabileceğini de bilmiyor değildik 😉.
O yıl Can Yücel ölmüştü. İlk panomuzda, ‘usta’ya selam çakalım’ dedik. İddialı ama temkinli bir çıkıştı. Başımıza gelebilecekleri de biraz biliyorduk. O yüzden gidip ne kadar otlu, böcekli, çiçekli, baharlı şiiri varsa onları bulduk. İnanmazsınız, varmış 😌 . Tabii, ergen isyanımıza engel olamayıp, küçücük, ufacık bir kağıda “Beşik Dürtmesi’ni” de yazdık.
“Kuzu gibi olun diyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi”
Usta’ya selam çaktığımız elin indirilmesi gecikmedi. Pano en fazla 2 günlükken biz, Özge ve ben, bir klasik olan nöbetçi öğrenci tarafından çağrılıp müdürün odasına yollandık. Azar, hakaret, tehdit, göz dağı, müdürün müfredat onaylı “öğretmen” şiirini 546.kez dinlemek durumlarıyla karşı karşıya kalıp, panoyu yok etmek emri ile postalandık. Biz iki memur çocuğu, özünde uslu ve çalışkan öğrenciler, “hangi örgüte üyesiniz?” sorusu ile oldukça sarsıldık ama çok da bozmadık düsturumuzu, koştuk Yıldız Hocamıza olan biteni anlattık.
Sakince dinledi. “Şu dakikadan itibaren bu konuyla ilgili hiçbir şeye karışmıyorsunuz, panoya da dokunmayın, bir şey olursa bana haber verin” dedi.
Ertesi gün nöbetçi öğrenci gelip yalnız beni aldı ve Lise 1’lerden sorumlu, o ana kadar pano konusuna hiç girmemiş olan müdür yardımcısı Engin Hoca’ya yolladı. Yalnız çağrılınca benim de aklıma pano gelmedi, kuzu kuzu gittim adamın odasına. Meğer bir önceki gün yaşananlar bir şey değilmiş… Ben o gün, o odada o kadar aşağılandım, o kadar çok hakaret işittim ki çıktığımda salya sümük ağlıyor ve içimden sessizce şunu tekrarlayıp duruyordum; “bu adam kötü bir insan, kendi kötülüğünce kötülük gelmeli başına…”
 Aman Yareppim, adamın başına neler geldi 😱… Öyle hemen olmadı. Ben sonbaharda ağlamıştım, adım adım gelişen olaylar neticesinde ilbahara geldiğimizde Engin Hoca ağlıyordu. Adamın hayatındaki değişimler oldukça dramatikti, ağlıyordu dersem abartmış olmam galiba.🔥🏃 Karısı evden kovdu, Engin Hoca bavulunu aldı, erkek yurduna yerleşti. Kulağımıza bir takım hikayeler geliyordu elbet. O arada bir yerde mide kanaması geçirdi, aşırı stres… Müdür muavinliğini elinden aldılar bir de, görevlerini yerine getirmediği söyleniyordu, kimin ne yaptığını bilemiyorsun tabi… Ben mezun olurken, Engin Hoca galiba hala erkek yurdunda kalıyordu. Kendisini, daha çok Pazartesi – Cuma törenlerinde İstiklal Marşı’na akordeonla eşlik etme öğretmeni olarak hatırlıyorum.
Elbet benim içimden geçenlerle onun başına gelenler arasında bir bağlantı yoktu. Ama biliyorsunuz, hiçbirimiz aslında büyük resme bakamıyoruz, hep kendi objektifimize takılı kalıyoruz. Ben de ister istemez, bu olayı kafama “karma polisi var, ama çok işi olsa gerek, ancak çok biriktiğinde ya da gerektiğinde geliyor olmalı” şeklinde yazdım. Bu olayda karmanın çalıştığına ciddi ciddi inandım ve açıkçası yaş aldıkça da hafiften tırsar oldum. Polisin işine karışacak değilim ama resmen ‘vur dedim, öldürdü’…  🙄
Şakalar bir yana, bu olay bende yer etmiş gördüğünüz gibi. Hatırladıkça üzüldüğüm olaylardan değil ama… Karma polisine ciddi ciddi inanmak bir yana, beni ısrarlı ve anlamsızca üzen insanlara karşı elbet böyle bir ‘karşılık bulma’ dileğim var. Bu hikayeyi ısrarla hatırlamamın arkasında yatan nedenlerden biri bu mesela…
Hikayede biri beni üzüyor. Hem de elindeki alet edevatı kullanarak, kendisinde böyle bir hak olduğunu düşünerek yapıyor bunu. Elinde olduğuna inandığı “üstünlüğü” kullanıyor. Üzüldüğüm kadar çaresiz de hissetmeme neden oluyor bu. Kötülük haksızlıkla birleşiyor. Hiç kaldıramıyorum.
O yüzden yıllar sonra yaşadığım ve içinde kötülük olduğunu hissettiğim durum karşısında, ısrarla o hikayeyi hatırlıyorum. O hikayede elde ettiğimi düşündüğüm “karşılığı” bu hikayede de bulmayı umuyorum. Karma polisini çağırıyorum.
Halbuki yok böyle bir şey. Karma polisinin biz çağırınca gelmediğini hepimiz biliyoruz. Karmalık durumları kendisi tespit ediyor…
Kabullenemediğim durumlar karşısında tam bir baş belasıyım. Eğer söz konusu durumda bir terslik olduğunu düşünüyorsam, o durumun beni bir süredir etkilediğine tanık olduysam, yanlışın düzeltilmesi gerektiğine inandıysam eyvah eyvah… Kendimi kaybedebiliyorum ve yaptığım şu oluyor; muhattabıma anlatmaya başlıyorum. Bir kere, iki kere, üç kere falan değil, resmen yeterince anlattığımda bana hak vereceğine inanır şekilde defalarca anlatmaya başlıyorum. Evet, tam bir baş belası.  😈
Eee ne oldu peki?
Tarihe not düştüm.
2016 yılının Kabotaj Bayramı civarında kötülük olduğunu düşündüğüm bir şeyler gördüm. Savaşmadım. Hakkımı aramadım. Orada bir haksızlık olduğunu daha önce söylemiş olduğum için daha da kızdım. İşin barizliğine ilk defa şaşırıyormuş gibi şaşırıp bir kez daha derdimi anlatmış olmama rağmen derman bulamamış olmamı kabullenemedim.
Ama bu kez kafa şişirmedim. Bir kez daha anlatma gereği görmedim. İçime üzüldüm.
Tek bir şeye takıldı zihnim. Çekip çekip aynı şeyi çıkardı. Sorular ve bir anı taşıdım 730 km. Körfez’e köprü yapmışlar, hızla geçip saatlerce otoban trafiğinde kaldım. Zombi saldırısından kaçarcasına çıkıyoruz son yıllarda şehirden. Bunu düşünmüştüm yolda giderken. Şimdi düşündüm de hepimiz bir kötülükten kaçıyoruz sanki.
Karma polisi var. Ama gerçekten sadece kendi prensipleriyle çalışıyor…
İnsan böyle durumlarda polisi aramak istiyor olsa da aslında istemiyor. Şahit yazılma korkusu var…
Ben kötülüğe bile bile kötülükle karşılık vermem. Yalnız, sözkonusu kötülüğün devam ettiğini görürsem, devam edeceğine ve başkalarına da zarar vereceğine inanırsam elimden gelenle bir şeyler yaptığım olmuş…
Şimdi dönüp baktığımda Franz Ferdinand’ın ölümü bana nasıl geliyorsa, zaman akıp kilometreler farklı yönlere doğru arttıkça, bu kötülüğün de bana öyle gelmesini bekleyeceğim. Anlamsız…
Ve karma polisi gelmişse eğer, arayanlardan birinin de ben olduğumu bileceğim…
Reklamlar

hay allah, karma polisi…” üzerine 2 yorum

  1. Harika, gerçekten harika.
    İnsan en güzel kendisini anlatırmış ya…
    Devam,hem de soluksuz yazmaya devam canım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s