bambili şeyler

öylesine ciddili şeylerde bugünkü konumuz depresyon… kasvet vermeyeceğim. bambi gibi takılacağız… ver pozitifi. terapiden de bahsedeceğim. oh mis. biraz da senin bu iki konuya ya da ortaya karışığa verdiğin tepkilerle dalga geçeceğim.

depresyon, kimyanla kokteyl yapar, sen daha zihin akışını takip edip neyin yanlış olduğunu anlayamadan sana içirir. sıçarsın… geçen sene bu zamanlar, ben yerlerde sürünüyorum. yaz başında “dark side”a geçmiş, mevsim avantajını kullanarak “light side”a sürüklenmeyi ummuşum, olmamış. takipteyim çünkü konuyu biliyorum. baktım eldeki imkanlarla çıkmam namümkün, daha da kötüsü, indikçe iniyor, süründükçe sürünüyorum, doktora gittim.

oh mis. getirin, türlü türlü bilim getirin… psikiyatrist, insana tıbbın içinden bakar. “kafaya bakan doktor” diyelim. semptom varsa ilacı da var tabi, yazar. gerektiğini düşünüyorsa yazar. terapi yapamadığı anlamına gelmez. ama benden duymuş ol, terapinin en iyisi psikologlardan gelir. ruh beden ayrı mı gayrı mı değil mi öyle mi?

depresyon için 5’in 1’i teşhisli, 5’in 3’ü teşhissiz diyolla. afedersin ama s.ki tutmuşuz. yannış anlama, sana “sen de ya o 1’sin ya da 3’ün 1’isin” demiyorum. kendimden bahsediyorum :) ama en az iki arkadaşın panik atak. bunu biliyorum. 

depresyonda oran bu mu hakikaten diye TPD‘nin sitesine baktım. bakmaz olaydım. okudum ve uyudum. yazıyı bitirecektim, onun yerine ufak bir depresyon atağı yaşamış olabilirim. aman yareppim… meğer ben ölüyormuşum, sen de garip tepkiler vermekte haklıymışsın. yok lütfen, karşılıklı abartmayalım. 

depresyon karışık bir konu. çünkü ‘insan kafasını’ bir takım tanım ve genellemelere oturtmak çok zor. ‘herkesin depresyonu kendine’ gibi bir durum var. listedeki bir madde üzerinden işi büyütüp mezara kadar götürebilir ya da tüm maddeleri öyle ya da böyle yaşayıp gerçek bir bambi gibi çevrede dolaşıyor olabilirsin. gerçekten o kadar değişken. o yüzden, kendinle ilgili bir şüphen varsa, al doktora götür.

insan depresyon karşısında azimli olup çift anadal yapmalı. çünkü depresyon resmen kurul toplantısı… bir de sinema televizyon bile istesen illa fenci olacaksın kuralı var çünkü hem kimya soracak hem felsefe. kokteyl dediğim bu işte. depresyon hem beyninden çıkan boru hattını kontrol eder hem de kafanın içindeki varoluşsal sorularını dürtükler. borular olumsuzlamaları beslemeye başladıysa, varoluşsal sorulara vermeye alıştığın cevaplar şekil olarak olumsuzsa sen de bu kokteyli cep kanyağı gibi cebinde taşımaya başladıysan, canımsss işte o anlarda bilim adamı olmak zorundasın.

en baştan söyleyeyim, terapi yan gelip yatma yeri değil :) koltuk yok, terapistin psikanalizciyse bir ihtimal o koltuğu görürsün ama görsen de “oh şöööyle bir uzanayım” diyemeyeceksin.

tersine, baştan sona ve hiç sakınamadan kendinle karşı karşıya kaldığın, anlayabilmek için kıçını yırttığın, sorguladığın, sıkıştırdığın, yüzleştiğin, hiç hatırlamak bile istemeyeceğin anlarının içine dalıp gezinmek zorunda kaldığın bir yer.

ama gerçekten isteyerek gittiysen ve bu işe baş koyup, kendine ya da bir şeylere direnmeyi bıraktıysan, çalışmalarının karşılığını kat be kat alırsın… ama samimi ve çalışkan olmak zorundasın. terapistin de iyi, kullandığı metod da sana uygunsa terapin nihayetinde tadından yenmez hale gelir. terapi konusunu rahatça konuşabildiğim biri bana “samimi oluyor musun?” diye sormuştu. soru çok abuk aslında. terapiye zorla gönderilmiyorsan oksimoron bir durum yani… kendisinde bir sıkıntı varmış demek ki.

vallaha bir şey söyleyeyim, hayatı o kadar hızlı ve otomatik yaşıyoruz ki farkında olmadığımız şeyleri fark etmek çok acayip farklar yaratabiliyor. fark fark fark. terapide önce kendini çözüyorsun ve hakikaten bu konuda sakın çok bilmişlik yapma, anladıkların karşısında yaşadığın şaşkınlık günlerce sürebiliyor. kendini tanıdıkça insanları da daha iyi anlamaya başlıyorsun. vay anasını. vay anasını diyip duruyorsun sonra. 

bu bahsettiğim öğrenme halini fantasyaya çevirme ama. birden değişen bir dünya hayaline girme. öyle ani ve büyük değişimler bekleme terapiden. süreç süper, ekiyor ve biçiyorsun. ama biçtiğin şeyle karnını hemen doyurmaya başlayamıyorsun. biçtiğinden yemek yapabilmeyi denemen ve öğrenmen gerekiyor. hiçbiri de kısa zamanda olmuyor.

terapi tam bir lüks. devlet olsam herkese benden terapi derdim. kesin derdim… gör bak, ne işte ne aşkta ne evde ne sokakta ne orada ne burada gerginlik kalıyor mu :) ama türkiye’de biz buna ancak “babam sağolsun” diyebiliyoruz.

depresyondan mı terapiden mi piyangodan mı benden mi emin değilim ama son bir sene, 32 yıllık nacizane hayatımın en dolu dolu geçen senesi oldu:) neler oldu neler… sanki bu yaşa kadar koşarak gelmişim, bu sene yürümeye başladım. ben böyle alık alık çevreme bakarak yürürken, hayat bazen terapiye malzeme olsun diye yazılmış bir “case study” gibiydi, bazen de izlediğim en dramatik fransız filmi ya da mükemmel bir durum komedisi.

şimdi gelelim sanaaa… aman canım bunlar benim bildiğim konular diyorsan hiç üzerine alınma. yazının burasında seninle vedalaşalım.

tamam, terapi sakat kelime. freud’un ününe ekmek banan popülist kültürün gözü çıksın, yanlış biliniyor. tamam, bilmemek değil öğrenmemek ayıp… o da tamam. ama yani gerçekten ama gerçekten içgüdüsel olarak vereceğin tepkiler bunlar mı? ısısısısı. maymun atalarımızdan geriye ne kaldı?

terapi dediğimde kafanda şöyle şeyler canlandığını düşünüyorum bazen. terapiye gidiyorum çünkü kafamda birileri çok ciddi konuşuyor; ciddi derken, güne gelmiş teyzeler kadar gerçek konuşmaktan bahsediyorum… ya da komşularım beni geçen pazar apartman boşluğunda, bileklerimden akan kanın içinde break dans yaparken bulmuşlar… ya da oldukça sıkıntılı bir tipmişim, sevmediğin iş arkadaşımın çekmecesine köpeğimin bokunu koymuşum… iyi etmişim… çok iyi etmişim…

ha, bunlar olabilen şeyler bu arada. olmuyor değil. ama merak etme, durum o kadar da dramatik olmayabilir. mesela ben boku akşam koyarım ama sabah arkadaş gelmeden mutlaka geri alırım. terapi nedir bilmiyorsan sakin ol. spekülasyonlara girme. merak ediyorsan sorabilirsin. ha, sorarken şunları da göze al ama; sebep sana gayet sıkıcı da gelebilir, altından çok dramatik ve üzücü bir hikaye de çıkabilir. soruyorsan cevaba hazır ol:) sorarsın, hiç cevap vermeyebilir. seni samimi bulmuyordur, anlayacağını düşünmüyordur ya da sadece cevap vermek istemiyordur. bir nedeni illa vardır ama kurcalama belki de ondan terapiye gidiyordur.

birbirimize sorduğumuz n’aber sorusunun cevabını bile beklemeyen tipleriz, ya da “iyi değil vallaha” cevabını aldığımızda “aman boşver”i yapıştırmaktan öteye gidemeyenleriz. elimizdeki malzeme bu kadar azken, nedir allah aşkına seni bu kadar şaşırtabilen?

kıllandırma beni. kıllanıyorum gerçekten. sen şaşırıyorsun ben kıllanıyorum. beni mi bilmiyor terapiyi mi bilmiyor, ne yazdı kafasında acaba? 

hepimizin depresyonu kendine, beklentilerimiz, üzüntülerimiz, öfkelerimiz, baş edemeyişlerimiz, alınganlıklarımız, sıkıntılarımız çok kişisel. hepimizin kafasında birbirimize dair bir takım şeyler var. şaşkınlık dediğimiz ‘öyle’ bildiğimiz bir şeyin ‘böyle’ çıkması durumunda yaşanıyor. bir düşün bakalım o zaman? biz birbirimizi ne kadar biliyoruz? ya da sen terapinin ne olduğunu düşünüyorsun? 

deliysek de deliyiz elhamdülillah :) bro bile yok aslında. 

herkese şiddetle tavsiye ederim. terapiye gidin. hayatınızın şimdisi – ve geriye kalan kısmı – kesinlikle daha anlamlı hale gelecektir… hayat zor, değil diyen parmak kaldırıp lütfen benimle iletişime geçsin. tanışmak isterim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s